![]() |
|
|||||||
Kitapların Dünyası / E-book kategorisinde açılmış olan Breaking Dawn - Şafak Vakti Kitabı Türkçe Full konusu , Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 6 (Oyalama) Eğlenmem Esme Adası'nda birinci öncelik haline gelmişti. Şnorkelle daldık(Şey, daha doğrusu o oksijensiz yaşayabilme özelliğiyle hava atarken ben şnorkelle daldım ). ...
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler |
|
|
#6 (permalink) | ||||||
![]() |
Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 6 (Oyalama) Eğlenmem Esme Adası'nda birinci öncelik haline gelmişti. Şnorkelle daldık(Şey, daha doğrusu o oksijensiz yaşayabilme özelliğiyle hava atarken ben şnorkelle daldım ). Kayalık sivri bir doruğu da içine alan küçük ormanı araştırdık.Adanın güney ucundaki göllüklerde yaşayan papağanları ziyaret ettik.Batıdaki taşlı küçük koydan güneşin batışını izledik.Sıcak sığ sularda yunuslarla birlikte yüzdük. Ya da en azından ben yüzdüm; Edward suda olduğu zaman yunuslar sanki yakınlarda bir köpekbalığı varmış gibi kayboluyordu. Neler olduğunu biliyordum. Beni meşgul tutmaya çalışıyordu,kafası karışmış, böylece ************ meselesi hakkına onun başının etini yemeye devam edemeyecektim. Ne zaman Edward'a büyük ekran plazma ekranın altındaki bir milyon DVD'yi seçme konusunda sakin olmasını söylemeye çalıştığımda beni mercan resifleri batık mağaralar ve deniz kaplumbağaları gibi sihirli sözcüklerle beni evin dışına sürüklüyordu.Bütün gün geziyorduk, geziyorduk, geziyorduk, böylece güneş sonunda battığında kendimi tamamen açlıktan ölür ve yorgunluktan perişan halde buluyordum. Her akşam yemeği bitirdiğimde tabağımın kenarına sarkıyordum; ben masada uyuya kaldığımda beni yatağa taşımak zorunda kalıyordu.Edward bana her seferinde tek kişi için çok fazla yemek yapıyordu ama bütün gün o kadar yüzmeden, tırmanmadan sonra çok aç oluyordum.Sonra tamamen dolu ve yorgun olunca gözlerimi ancak neredeyse açık tutabiliyorum.Şüphesiz onun planıda buydu zaten. Yorgunluk ikna çabalarım konusunda hiç yardımcı olmuyordu. Ama pes etmedim. Akıl vermeye, yalvarmaya ve mızmızlanmaya çalıştım ama hiç birinin yararı olmuyordu.Henüz istediğim şey için fazla diretemeden baygın durumda oluyordum.Ve ne kadar uzun uyuyup uyumamış olmam önemli olmaksızın beni uyandıran-çoğunlukla kabuslar,çok canlı ve akılda kalıcı , tahminen rüyalarımın bu kadar renkli olmasının sebebi adanın çok-parlak renkleriydi- rüyalarım çok fazla gerçek gibiydi. Adaya geldiğimizden bir hafta ya da daha sonra, şerefimi tehlikeye atarak uzlaşmaya çalışmaya karar verdim. Bu geçmişte işe yaramıştı. Artık mavi odada uyuyordum. Temizlik ekibi yarına kadar gelmeyecekti, bu yüzden beyaz oda hala kar gibi, tüyden bir örtüyle kaplanmıştı. Mavi oda daha küçüktü, ve yatak daha makul oranlardaydı.Duvarlar koyu, tik ağacından kaplama tahtasındandı. ve döşemeler tamamen lüks mavi ipektendi. Gece giyip uymak için Alice'nin iç çamaşırı koleksiyonundan bir kaç parça aldım–miktar olarak, benim için paketlediği az bikinilerle karşılaştırılamazlardı. Acaba neden bu kadar çok şeye ihtiyacım olcağı konusunda bir şey mi gördüğünü merak ettim ve ona bu düşünceyle ürperdim ve utandım. Tenimin gerektiğinden fazla kısmını ortaya çıkarmanın yardımdan çok zararı dokunabileceğinden endişe duyarak, ama aynı zamande her şeyi denemeye hazır, ,fildişi masum satenleri incelemeye başladım.Edward ben evde giydiğim eski sweatlarımı bile giyiyor olsaydım fark etmeyecek gibi görünüyordu. Çürükler artık çok daha iyi durumdaydı— bazı yerlerde sarıya dönüyor ve hep birlikte kayboluyorlardı— o yüzden bu akşam banyoda hazır tuttuğum korkutucu parçalardan birini giydim. İç çamaşırı siyahtı, dantelliydi ve ona bakmak üzerinizde değilken bile insanı utandırıyordu. İçeriye gitmeden önce aynaya bakmamak için çok dikkat ettim. Cesaretimi kaybetmek istemiyordum. Onun gözlerinin yalnızca bir saniyeliğine o henüz ifadesini kontrol edemeden kocaman açılmasını izlemekten çok hoşnuttum. "Ne düşünüyorsun?" tek ayağım üzerinde dönerek sordum. Böylece her bakış açısından görebilecekti. Boğazını temizledi. "Güzel görünüyorsun. Sen her zaman öylesin." "Teşekkürler," dedim hırçınca. Yumuşacık yatağa çabucak tırmanmaya karşı koyabilmek için fazla yorgundum. Kollarını etrafıma doladı ve beni göğsüne doğru çekti ama bu rutin bir şeydi– Odanın içi onun soğuk bedeni yanında değilken uyumak için çok fazla sıcaktı. "Seninle bir anlaşma yapacağım," dedim uykulu bir halde. "Seninle hiç bir anlaşma yapmıyorum,"diye cevapladı. "Daha ne önerdiğimi daha duymadın bile." "Farketmez." İç çektim."Hayallah. Halbuki çok istemiştim… Neyse." Gözlerini devirdi. Kendimi yaklaştırdım ve yemi yutmasını bekledim.Esnedim. Sadece bir dakika aldı— uyuya kalmam için yeterli değil. "Tamam.Ne istiyorsun?" Bir gülümsemeyle savaşarak dişlerimi bir saniye için kenetledim.Eğer karşı koyamayacağı tek bir şey varsa o da bana bir şeyler verme fırsatıydı. "Şey, düşünüyordum da… Biliyorum tüm bu Dartmouth (ünlü bir okul) meselesinin vampir olmama için bir maske olduğunu biliyorum ama doğruyu söylemek gerekirse, Kolejde bir sömestır büyük ihtimalle beni öldürmez."dedim. Uzun zaman önce beni vampir olmaktan vazgeçirmek için söylediği sözleri tekrarlayarak. "Charlie'nin de Darmouth konusunda heycanlanacağına bahse girerim.Sürekli…on sekiz, on dokuz. Pek büyük bir fark yaratmıyor." Uzun bir süre sessiz kaldı. Sonra alçak bir sesle, "Bekleyeceksin, insan olarak kalacaksın." Beni öpmesini önerircesine dilimi kaldırdım. "Bunu bana neden yapıyorsun?" dedi dişlerinin arasından.Ses tonu aniden kızgınlaşmıştı."He rşey zaten bunlar olmadan da yeterince zor değil mi?" Uyluklarımın üzerinde büzgülü danteli eliyle çekti. Bir an için, dikiş yerlerinden onları koparacağını sandım. Sonra eli gevşedi. "Önemli değil, seninle hiç bir anlaşma yapmıyordum." "Koleje gitmek istiyorum." "Hayır istemiyorsun ve hayatını yeniden riske atmak için hiçbir sebep yok.Bu seni incitmeyi göze almak demek." "Ama ben gitmek istiyorum. Şey, aslında kolej tam olarak istediğim şey değil— Ben bir süreliğine daha insan kalmak istiyorum." Gözlerini kapadı ve burnundan soludu. "Beni delirtiyorsun Bella. Aynı tartışmayı milyon kez tekrarlamadık mı? Sen her zaman hiç gecikme olmadan vampir olmak için bana yalvarmıyor muydun?" "Evet,ama… şey, insan olmak için daha önce sahip olmadığım bir sebebim var." "Nedir o ?" "Tahmin et," yastıkların üzerinden onu öpmek için uzandım. Beni geri öptü, ama bana kazandığımı düşündürecek şekilde değil.Bu daha çok duygularımı incitmemeye çalışıyor gibiydi; o tamamen çıldırtıcı bir biçimde kontrollüydü. Nazikçe, bir dakika sonra beni geri çekti ve kollarının arasına aldı. "Sen çok fazla insansın Bella. Hormonların tarafından kontrol ediliyordun." kıkırdadı. "Tüm olay da bu zaten Edward.İnsan olmanın bu yönünü seviyorum. Henüz pes etmek istemiyorum.Yeniden ben olmadan önce kan-delisi bir yeni doğan vampir olarak yıllarca beklemek istemiyorum. Esnedim, ve o gülümsedi. "Çok yorgunsun. Uyu aşkım." İlk tanıştığımızda benim için bestelediği ninniyi mırıldanmaya başladı. "Neden bu kadar yorgun olduğumu merak ediyorum," iğneleyici ve alaycı bir ses tonu ile mırıldandım." Bu senin planlarından biri olamaz." Sadece bir kez kıkırdadı ve ninniyi mırıldanmaya devam etti. "Bu kadar yorgun olduğuma bakılırsa daha iyi uyuyacağımı düşünürsün." Şarkı kesildi. "Sen ölü gibi uyuyorsun Bella. Buraya geldiğimizden beri uykunda tek bir kelime bile etmedin. Eğer horluyor olmasaydın komada olduğundan endişe ederdim." Horlama alayını duymamazlıktan geldim. Ben horlamıyordum. "Uyurken kıpırdamıyor muyum? Bu garip. Genelde kabus gördüğüm zamanlarda yatağın her tarafına dağılırım ve bağırırım." "Kabuslar mı görüyorsun?" "Renkli olanlar. Bu kabuslar beni çok yoruyor." esnedim. "Bütün gece onlar hakkında sayıklamadığıma inanamıyorum." "Ne ile ilgililer?" "Farklı farklı şeyler– ama aslında aynılar, bilirsin, renkler yüzünden." "Renkler?" "Çok parlak ve gerçekçi. Genelde, ben rüya görürken, o sırada rüya görüyor olduğumun farkındayımdır ama bu rüyalarda uyuyup uyanık olduğumu bilmiyorum. Bu onları daha da korkutucu yapıyor." Tekrar konuştuğunda sesi kaygılanmış çıkıyordu." Seni korkutan şey ne?" Hafifçe ürperdim. "Genelde…" duraksadım. "Genelde?" teşvik etti. Neden olduğundan emin değildim, ama ona tekrar eden kabuslarımdaki çocuktan bahsetmek istemiyordum; bu sıra dışı korku hakkında özel bir şeyler vardı(Bells adaya geldiğinden beri melek yüzlü bir oğlan çocuğu ve Volturi hakkında kabuslar görüyor hatta daha sonra hamile olduğunu öğrendiğinde doğuma kadar çocuğunun erkek olacağına inanıyor). Bu yüzden ona tam bir tarif vermek yerine , sadece bir parçasını anlattım. Kesinlikle beni yada başka birini korkutmaya yeterdi. "Volturi,"fısıldadım. Bana daha sıkı sarıldı. " Onlar daha fazla bizi rahatsız etmeyecek. Yakında ölümsüz olacaksın, ve bize bulaşmak için hiç bir sebepleri kalmayacak." Yanlış anlamasından dolayı azıcık suçluluk duyarakta olsa, beni rahatlatmasına izin verdim. Kabuslar tam olarak o şekilde değildi.Kendim için korkmuyordum– oğlan çocuğu için korkuyordum." İlk gördüğüm rüyadaki çocuk değildi bu— kanlı gözlü, sevdiğim insanların ölü bedenleri üzerinde oturan vampir çocuk. Geçen hafta dört defa rüyamda gördüğüm çocuk kesinlikle insandı; yanakları kırmızıydı ve iri gözleri yumuşak bir yeşildi. Ama aynı diğer çocuk gibi, Volturi bize yaklaştığında çaresizlik ve umutsuzlukla titriyordu. Aynı anda hem yeni hem eski olan bu rüyada, açıkça bu çocuğu korumak zorundaydım. Başka bir seçenek yoktu. Aynı zamanda, kaybedeceğimi de biliyordum. Yüzümdeki yalnızlığı gördü" Yardım etmek için ne yapabilirim?" Geçiştirdim. "Bunlar sadece rüya Edward." "Sana şarkı söylememi ister misin? Eğer kötü rüyaları uzakta tutacaksa bütün gece şarkı söyleyebilirim.(Do you want me to sing to you? Ill sing all night if it will keep the bad dreams away- Stephenie'nin kitap çıkmadan önce cümle verdiği alıntılardan)" "Hepsi o kadar kötü değil. Bazıları güzel.Çok… renkli. Su altında, balıklarla ve mercanlarla. Gerçekten oluyor gibiler— Rüya görüp görmediğimi bilemiyorum. Belki de problem adadır. Burası gerçekten çok aydınlık." "Eve gitmek ister misin?" "Hayır. Hayır henüz değil. Biraz daha kalamaz mıyız?" "Sen ne kadar istersen o kadar kalabiliriz Bella." bana söz verdi. "Sömestır ne zaman başlıyor? Daha önce dikkat etmemiştim." İç çekti. Tekrar ninniyi mırıldanmaya da başlamış olabilirdi ama emin olamadan önce uykuya dalmıştım. Daha sonra, karanlıkta şokla uyandım. Rüya çok gerçekçiydi…çok renkli, çok duygusal… karanlık oda da yönümü şaşırmış bir şekilde yüksek sesle soludum.Yalnızca bir saniye önce , parlak güneşin altındaydım sanki. "Bella?" Edward fısıldadı, yavaşça beni sarsarak, kolları etrafımda sıkılaştı."Sen iyi misin hayatım?" "Oh,"tekrar soluk soluğa kaldım. Sadece bir rüya. Gerçek değil. Su katılmadık bir şaşkınlıkla, göz yaşları uyarı olmaksızın yanaklarımdan aşşağıya oluk oluk akmaya başladı. "Bella!" dedi– yüksek sesle, artık dehşet içinde."Sorun ne?" Göz yaşlarını sıcak yanaklarımdan, soğuk, hızlı parmaklarıyla sildi ama silinenleri yenileri izledi. "Bu sadece bir rüyaydı." Sesimin çatlamasına sebep olan hıçkırığı bastıramadım.Anlamsız göz yaşları rahatsızlık vericiydi, ama beni etkisi altına alan sersemletici hüznü kontrol edemiyordum. Çok kötü bir biçimde bu rüyanın gerçek olmasını istiyordum . "Herşey yolunda, aşkım, sen iyisin. Ben buradayım." Sakinleştirmek için birazcık fazla hızla beni geriye ve öne doğru salladı."Başka bir kabus daha mı gördün? Gerçek değildi, gerçek değildi. " "Bir kabus değil." elimin tersiyle gözlerimi ovuşturarak, başımı salladım. "Bu iyi bir rüyaydı." Sesim yeniden çatladı. "O zaman neden ağlıyorsun?" şaşkın bir edayla sordu. "Çünkü uyandım." kollarımı boynunun etrafına boğacak kadar sıkı dolayıp feryad ettim ve boğazına doğru hıçkırmaya başladım. Bir kere mantığıma güldü ama gülüşü endişeyle gerginleşmişti. "Her şey yolunda Bella.Derin nefesler al." "Çok gerçekçiydi.,"ağladım."Gerçek olmasını istedim." "Bana ne hakkında olduğunu anlat," beni sıkıştırdı. "Belki yardımı dokunur." "Biz sahildeydik…"dedim. Yaşlarla dolu gözlerle,karanlıkta loşlaşmış, melek yüzüne bakarak.Azalmaya başlayan nedensiz hüznümle düşünceli bir şekilde ona gözlerimi diktim. "Ve?" sonunda beni teşvik etti. Gözlerime biriken yaşları kırpıştırarak uzaklaştırdım."Oh, Edward…" "Anlat bana ,Bella," gözleri sesimdeki acı yüzünden vahşileşmiş bir şekilde yalvardı. Ama yapamadım. Onun yerine kollarımla boynunu yeniden kavradım ve dudaklarımı ateşli bir şekilde onunkilere kilitledim. Bu tamamen arzu değildi— bu bir ihtiyaçtı, acıyı dindirmek için. Karşılığı çabuktu ama çabucak yerini reddetme aldı. Beni uzağa iterek ve omuzlarımdan kavrayarak, şaşkınlıkla yapabildiği kadar yavaşça benimle mücadele etti. "Hayır Bella," ısrar etti, aklımı yitirmiş olmamdan endişe eder gibi bakıyordu. Yenilgiyle omuzlarım düştü. Göz yaşları yeni bir sel halinde yüzümden aşşağıya döküldü.Yeni bir hıçkırıp boğazımda yükseliyordu. O haklıydı— Delirmiş olmalıydım. Bana kafası karışmış, ıstıraplı gözlerle baktı. "Ben ü-ü-ü-zgünüm,"mırıldandım. Ama o bana mermer teniyle daha sıkı sarılarak, kendine doğru çekti. "Yapamam Bella, yapamam!" İnleyişi heycanlı ve acı çeker gibiydi. "Lütfen,"dedim, yalvarışım onun teninde boğuldu. "Lütfen Edward?" Sesimde titreyen gözyaşlarıyla mı harekete geçmişti, yoksa saldırımın aniliğiyle baş etmek için hazırlıksızmıydı, ya da isteği basitçe benimki gibi dayanılmazdı söyleyemiyordum ama sebep ne olursa olsun,bir iniltiyle teslim olarak dudaklarımı onunkilere geri çekti. Ve rüyamın bittiği yerden devam ettik. Sabah uyandığımda çok haretsiz kaldım ve nefesimi düzenli tutmaya çalıştım. Edward'ın göğüsünde yatıyordum, ama o çok hareketsizdi ve kolları etrafımda sarılmamıştı. Bu kötüye işaretti. Uyanık olduğumu itiraf edip öfkesiyle yüzleşmeye korkuyordum—kime karşı olduğu önemli değildi. Dikkatlice, kirpiklerimin arasından gözetledim.Koyu tavana gözlerini dikmişti, kolları başının arkasındaydı.Başımı dirseğimin üzerine koydum böylece yüzünü daha iyi görebilirdim. Yüzü ifadesiz ve anlaşılmazdı. "Başım ne kadar belada?" kısık bir sesle sordum. "Yığınla,"dedi, ama başını döndürdü ve sırıttı. Rahatlamayla bir iç çektim."Üzgünüm,"dedim "Öyle demek istememiştim… Şey, aslında dün gece olanların ne olduğu konusunda hiç bir fikrim yok." Sinir bozucu göz yaşları ve parçalayıcı acının anısıyla kafamı salladım. "Rüyanın ne hakkında olduğunu bana söylemedin." "Sanırım söylemedim– ama daha çok ne hakkında olduğunu gösterdim." sinirlerim bozulmuş halde güldüm. "Oh," dedi. Gözleri irileşti ve göz kırptı. "İlginç." "Çok iyi bir rüyaydı,"mırıldandım. Yorum yapmadı, bu yüzden bir kaç dakika sonra sordum, " Affedildim mi?" "Düşünüyorum." Kendimi incelemeyi planlayarak ayağa kalktım—en azından etrafta hiç tüy gözükmüyordu. Ama hareket ettiğim zaman garip bir baş dönmesi dalgası beni vurdu. Sallandım ve gerisin geri yastıkların üzerine düştüm. "Woha… baş dönmesi." Kolları etrafıma dolandı." Çok uzun bir süredir uyuyorsun.On iki saattir." "On iki mi?" Ne kadar garipti. Konuşurken,önemsemiyormuş gibi yaparak kendime kısa bir bakış attım.İyi gözüküyordum. Kolumdaki çürükler hala bir haftalıktı, sararıyorlardı. Deneysel bir biçimde gerindim. Bu şekilde de iyi hissediyordum. Şey, aslında iyiden de fazlası. "Araştırman tamamlandı mı?" Uysalca başımı salladım."Yastıkların tümü kurtulmuş gibi gözüküyor." "Malesef, ben senin geceliğin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim."Dantel parçalarının ipek çarşafın üzerinde saçıldığı, yatağın alt tarafına doğru başıyla işaret etti. "Bu çok kötü,"dedim. "Bunu sevmiştim." "Bende. "Başka zararımız var mı?" korkakça sordum. "Esmeye yeni bir yatak almam gerekecek." omuzlarının üzerinden bakarak açıkladı. Bakışını takip ettim ve yatak başından görünüşe göre kocaman ahşap parçalarının koparılmış olduğunu gördüğümde şok oldum. "Hmm." Kaşlarımı çattım. "Bunu duymuş olacağımı düşünürsün." "İlgin başka bir yere kaydığında, alışalmamış bir şekilde dikkatin dağılmış görünüyordun." "Evet dikkatim dağılmıştı," koyu bir kırmızıya dönerek itiraf ettim. Yanan yanaklarıma dokundu ve iç çekti."Bunu gerçekten özleyeceğim." Herhangi bir sinir ya da pişmanlık işareti arayarak yüzüne baktım.İfadesiz bir şekilde bana geri baktı, ifadesi sakindi ama bir bakıma da okunması olanaksızdı. "Nasıl hissediyorsun?" Güldü. "Ne?''sordum. "Çok suçlu gözüküyorsun— sanki bir suç işlemiş gibi." "Suçlu hissediyorum,"mırıldandım. "Sen zaten çok istekli olan kocanı baştan çıkardın. Bu çok büyük bir suç değil." Şaka yapıyor gibi gözüküyordu. Yanaklarım daha da kızardı. "Baştan çıkarmak kelimesi bir miktar bunu önceden planlamışım gibi durmasına sebep oluyor." "Belkide bu yanlış bir kelimeydi," kabullendi. "Kızgın değilsin?" Üzüntülü bir şekilde gülümsedi. "Kızgın değilim." "Neden değilsin?" "Şey…"duraksadı. "İlk olarak seni incitmedim. Bu sefer kendimi kontrol etmek, gücümü kontrol etmek daha kolaydı." Gözleri tekrar yatağın iskeletindeki hasara kaydı. "Belki de bu sefer neyin olabileceğini hakkında daha iyi bir fikrim olduğu içindir." Umutlu bir gülümseme yüzüme yayıldı."Bunun sadece pratik meselesi olduğunu söylemiştim." Gözlerini yuvarladı. Karnım guruldadı ve o güldü."İnsan için kahvaltı zamanı mı?''sordu. "Lütfen,"dedim, yataktan çıkmayı umarak. Çok çabuk hareket ettim ve dengemi yeniden sağlamak için sarhoş gibi sendelemem gerekti.Şifonyerin üzerine düşmeden beni yakaladı. "İyi misin?" "Eğer sonraki hayatımda daha iyi bir dengeye sahip olmassam, geri ödeme talep edeceğim." Bu sabah ben yemek pişirdim.Bir kaç yumurta kızarttım–daha detaylı bir şey yapmak için fazla aç. Sabırsızca, yalnızca bir kaç dakika sonra onları tabağa kaydırdım. "Ne zamandır yumurtaların sarı-tarafı üstte yiyorsun?''sordu. "Şu andan itibaren." "Geçen haftadan beri kaç tane yumurta tükkettiğini biliyormusun?" Lavabonun altından çöp kutusunu çekti— tamamen mavi kartonlarla doluydu. "Garip,"dedim, kavurucu sıcaklıkta bir lokmadan ürperdikten sonra."Burası benim iştahımla mahfoluyor." Ve benim rüyalarım, ve zaten kuşku duyduğum dengemle."Ama burayı seviyorum, Yinede büyük ihtimalle yakında buradan ayrılmak zorunda kalacağız. Değil mi? Dartmouthta zamanında yetişebilmek için? Wow, sanırım yaşamak içinde bir yere ihtiyacımız olacak." Yanıma oturdu. "Kolej konusunda bahaneler üretmeyi artık bırakabilirsin— istediğin şeyi elde ettin. Ve anlaşma konusunda karara varmamıştık, yani seni bu konuda bağlayan bir şey yok." Horuldadım."O bir bahane değildi Edward. Ben boş zamanlarımı bazıları gibi entrikalar kurarak geçirmiyorum. Bugün Bella ‘yı perişan etmek için ne yapabiliriz? Onun sesinin zayıf bir taklidiyle konuştum. Utanmadan güldü. "Gerçekten de insan olarak biraz daha fazla zaman geçirmek istiyorum." Elimi onun çıplak göğsünde gezdirmek için öne eğildim. "Yeterince zaman geçirmedim:" Bana kuşkulu bir bakış attı. " Bunun için mi?" elimi yakalayıp karnına doğru hareket ettirerek sordu." Bunca zamandır anahtar kelime ************ miydi?" Gözlerini devirdi. "Bunu daha önce neden düşünemedim?" alaycı bir şekilde mırıldandı. "Kendimi bir çok tartışmadan kurtarabilirdim." Güldüm. "Evet, büyük ihtimalle." "Çok fazla insansın," dedi tekrar. "Biliyorum." Bir gülümseme belirtisiyle dudakları yukarıya doğru kıvrıldı. "Dartmountha gidiyoruz? Gerçekten ? " "Büyük ihtimalle daha ilk sömestırda çuvallayacağım." "Senin özel öğretmenin olabilirim." Gülümsemesi artık genişlemişti. "Koleji seveceksin." "Bu kadar geç apartman bulabileceğimizden emin misin?" Suçlu suçlu yüzünü buruşturdu. "Şey, aslında orada çoktan bir evimiz var. Bilirsin, yalnızca önlem için." "Bir ev mi aldın?" "Emlak iyi bir yatırım." Tek kaşımı kaldırdım ve kurtulmasına izin verdim. "O zaman hazırız." "Senin ‘önce' arabanı bir süre daha uzun tutabilecek miyiz görmem lazım…(Edward Bella ya bir vampirlikten öncesi için-zırhlı ve füze geçirmez- bir de vampirlikten sonra-zırhsız spor ve süper lüks- almıştı)" "Evet, cennet, tanklardan korunmamı yasakladı." Sırıttı. "Ne kadar daha burada kalabiliriz?"diye sordum. "Zaman bakımından bir sorunumuz yok. Bir kaç hafta daha , eğer istersen. Ve New Hampshire'e gitmeden Charlie'ye uğrayabiliriz. Yılbaşını da Renee'yle geçiririz…" Bu hiçte kolaylaşmıyordu. Şimdi de kesinlikle, insan olmanın nasıl iyi bir şey olabileceğini keşvetmiştim. Bu da planlarımı erteleme konusunda aklımı çeliyordu. On sekiz, on dokuz ya da yirmi…Gerçekten fark eder miydi? Bir yıl içerisinde o kadar da değişmezdim.Ve Edwardla birlikte insan olmak… Seçim her geçen gün daha da zorlaşıyordu. "Bir kaç hafta daha," onayladım. Ve sonra , asla yeterli bir zaman gibi gözükmediği için ekledim." Yani düşünüyordum da– daha önce pratik konusunda ne söylediğimi biliyorsun?" Güldü. "Düşündüğün şeyi unutmayabilir misin ? Bir bot duyuyorum. Temizlik elemanları burada olmalı." Düşündüğüm şeyi unutmamamı söyledi. Yani bu bana bir daha pratik konusunda zorluk çıkarmayacağı anlamına mı geliyordu? Gülümsedim. "Gustavo'ya beyaz odadaki karışıklığı açıklamama izin ver. ve sonra dışarı çıkabiliriz. Güney tarafındaki ormanda bir yer var—" Dışarı çıkmak istemiyorum. Bugün bütün adayı yürümeyeceğim. Burada kalıp bir film seyretmek istiyorum." Benim düş kırıklığına uğramış ses tonuma gülmemek için dudaklarını büzdü. "Tamam, sen nasıl istersen. Neden ben kapıya bakarken sen de bir tane seçmiyorsun?" "Ben kapı sesi duymadım." Başını yana doğru eğdi, dinleyerek. Yarım saniye sonra kapıda, zayıf, çekingen bir tak tak sesi duyuldu. Sırıttı ve hole doğru döndü. Büyük televizyonun altındaki raflara yöneldim ve başlıkları incelemeye başladım. Nerede başladığına karar vermek zordu. Bir film kiralama dükkanından daha çok DVD'leri vardı. Holden aşağıya doğru gelirken Edward'ın akıcı bir dille kusursuz bir Portekizce olduğunu düşündüğüm bir sili konuşan, alçak, kadife sesini duyabiliyordum. Başka bir sert, insan sesi aynı dilde cevapladı. Edward onları, bu taraftaki mutfağı işaret ederek, odaya yönlendirdi. İki brezilyalı onun yanında inanılmaz kısa ve koyu gözüküyorlardı.İkisinin de yüzleri çizgilerle kırışmış, yuvarlak bir adam ve ince bir kadın. Edward bir gurur gülümseyişiyle bana doğru el kol hareketleri yaptı ve heycanlı bir takım yabancı sözcüklerle karışmış adımı duydum. Beyaz odadaki yakında karşılaşacakları, oldukça kötü durumdaki karışıklığı düşününce birazcık kızardım.Ufak adam bana kibarca gülümsedi. Ama küçük kahve-tenli kadın gülümsemedi. Bana bir şok, endişe ve çoğunlukla, gözleri irileşmiş bir korku karışımıyla baktı. Tepki veremeden önce, Edward onu tavuk kümesine doğru izlemeleri için işaret etti ve gitmişlerdi. Yeniden ortaya çıktığı zaman yalnızdı. Hızlı hızlı bana doğru yürüdü ve beni kollarını etrafıma doladı. "Onun sorunu neydi?" paniklemiş ifadesini düşünerek fısıldadım. Telaşsızca omuz silkti. "Kaure'nin kökeni Ticuna Hintlileri. O modern dünyada yaşayanlardan daha fazla batıl inançlarla yetiştirilmiş- yada daha çok her şeyin farkında diyebilirsin– Ne olduğumdan şüpheleniyor, yada en azından yakın." Sesi hala endişeli değildi."Burada kendi efsaneleri var. Libishomen– yalnızca güzel kadınlarla avlanarak yaşayan, kan emici bir yaratık. Yan gözle bana baktı. Yalnızca güzel kadınlar mI? Şey, açıkçası bu insanın biraz gururunu okşuyordu. "Dehşete kapılmış gözüküyordu."dedim. "Öyleydi- ama daha çok seninle ilgili endişeleniyordu." "Ben mi?" "Seni neden buraya tamamen yalnız getirdiğimden endişeliydi." Karamsarca kıkırdadı ve sonra filmlerden oluşan duvara baktı. "Her neyse, izlemek için bize bir film seçmiyorsun? Bu kabul edilebilir bir insan uğraşı." "Evet, eminim film izlemek onu insan olduğuna ikna eder." güldüm ve kollarımı sıkıca boynuna doladım ve sonra ayaklarımı yerden kesecek şekilde kollarını etrafımda sıkılaştırdı böylece eğilmek zorunda kalmıyordu. "Film,milm," dudakları boynumdan aşşağıya hareket ederken, ellerimi bronz saçlarında dolaştırarak mırıldandım. Sonra bir nefes kesilmesi duydum ve Edward beni ani bir şekilde yere bıraktı. Kaure siyah saçlaında tüylerle, kollarında daha büyük bir tüy çuvalıyla holde donmuş duruyordu. Bana gözlerini dikip baktı. Gözleri yerinden uğrarken kızardım ve yere doğru baktım. Sonra kendini toparladı ve yabancı bir dilde olmasına rağmen açıkça özür ve mazeret olan bir şeyler mırıldandı. Edward gülümsedi ve arkadaş canlısı bir tonla cevapladı.Kadın koyu renk gözlerini başka tarafa çevirdi ve holden aşşağıya devam etti. "Onun ne düşündüğünü düşündüğümü düşünüyordu değil mi?" mırıldandım. Benim anlaşılması güç cümleme güldü. "Evet" "İşte," rasgele uzandım ve bir film aldım. "Bunu koy ve bizde izliyormuş gibi yapabiliriz." Bu kapağında gülümseyen yüzle ve kabarık elbiseler olan eski bir müzikaldi. "Oldukça balayıca." Edward onayladı. Ekrandaki aktörler sulu bir açılış parçasıyla dans ederken bende kanepeye uzandım ve Edward'ın kollarına sokuldum. "Artık beyaz odaya mı döneceğiz?" "Bilmem… Ben çoktan diğer odadaki yatağı tamir edilemez şekilde parçaladım—- belki eğer yıkımı evin bir kısmıyla sınırlayabilirsek, belki Esme bizi bir gün yine davet edebilir." Genişçe gülümsedim. "Yani daha fazla yıkım olacak mı?" İfademe güldü. "Bence sen bana aniden ve vahşice saldırmadan önce bunu planlı yaparsak daha güvenli olabilir." "Bu sadece bir an meselesi," sakince onayladım ama nabzım damarlarımda yarışıyordu. "Kalbinle ilgili bir sorun mu var?" "Hayır. Bir at kadar sağlıklı."duraksadım. "Yıkım alanını gözden geçirmeye gitmek ister misin?" "Belki eğer yalnız kalana dek beklersek daha kibar olabilir. Sen beni eşyaları parçalarken farketmeyebilirsin ama bu büyük ihtimalle onları korkutur." Dorusunu söylemek gerekirse, diğer odadaki insanları çoktan unutmuştum."Haklısın." Ben sabırsızca işlerini bitirmelerini bekler ve ekrandaki sonsuza-kadar-mutlu-yaşadılar odaklanmaya çalışırken Gustavo ve Kaure ev boyunca yavaşça ilerlediler.kaba bir ses beni korkuttuğunda –yine de Edward'a göre günün yarısı boyunca uyumuştum–uykum gelmeye başlamıştı.Edward beni hala kucağında tutarak kalktı ve Gustavo'ya akıcı Portekizcesi ile cevap verdi. Gustavo başını salladı ve sessizce ön kapıya doğru yürüdü. "Bitirdiler,"Edward bana söyledi. "O zaman bu yalnız olduğumuz anlamına mı geliyor?" "Önce öğle yemeğine ne dersin?" önerdi. İkilem ile bölünmüş halde dudaklarımı ısırdım. Oldukça açtım. Bir gülümsemeyle elimi tuttu ve beni mutfağa götürdü. Yüzümü o kadar iyi biliyordu ki, aklımı okuyamaması bir şey ifade etmiyordu. "Bu kontrolden çıkıyor" sonunda doymuş hissettiğimde şikayet ettim. "Bu öğleden sonra yunuslarla yüzmek istermisin—kalorileri yakmak için?" sordu. "Belki sonra. Kalorileri yakmak için başka bir fikrim var." "Ne peki?" "Şey, daha bir çok korkunç yatak kaldı—" Ama bitiremedim. Beni çoktan kucağına almıştı ve dudakları beni insanüstü bir hızla mavi odaya taşırken beni susturdu.
|
||||||
|
|
|
|
|
#7 (permalink) | ||
![]() |
Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 7 (Beklenmedik) Üzerimdeki karanlık kefen gibi sisin üzerinde ilerliyordu. Onların istekle parlayan koyu, öldürmeyi arzulayan, yakut gözlerini görebiliyordum.Dudakları, onların sivri, ıslak dişlerinin üzerinde gerildi—biraz hırlama, biraz gülümseme. Arkamda inleyen çocuğu duydum, ama ona bakmak için geri dönemedim. Yine de onun güvende olduğu konusunda umutsuzdum. Şu anda odaklanma konusunda hiç bir hata yapma lüksüm yoktu. Daha da yaklaştılar. Siyah cüppeleri hareketleriyle birlikte hafifçe dalgalanıyordu. Ellerinin kemik-rengi avuçlarında kıvrıldığını gördüm. Tüm yönlerden bizi sararak, ayrılmaya başladılar. Dört bir yanımız sarılmıştı. Ölecektik. Ve sonra, sanki bir flaş patlaması gibi, bütün sahne değişikti. Henüz değişmemiş— Volturi hala bizi öldürmeye hazır arkamızda yürüyordu. Gerçekten değişen şey resmin bana nasıl gözüktüğüydü. Aniden, onun için açtım. Panik, ben öne doğru çömelirken kana susamışlığa dönüştü. Yüzümde bir gülümseme oluştu ve çıplak dişlerimin arasından bir hırıltı çıktı. Rüyanın şokuyla yerimden fırladım. Oda karanlıktı.Ayrıca aşırı sıcaktı. Ter şakaklarımdan boğazıma doru akıyordu. Elimle sıcak yatağı yokladım ve boş buldum. "Edward?" Hemen sonra, parmaklarım prüssüz, düz ve sert bir şeye deydi. İkiye katlanmış bir kağıt parçası. Notu elime ldım ve ışıkları açmaya gittim. Notun dışındaki adres Mrs. Cullen adınaydı. Yokluğumu fark etmeyeceğini umuyorum, ama eğer fark edersen, çok kısa bir süre içerisinde döneceğim. Yalnızca avlanmak için anakaraya gittim. Uykuya geri dön ve tekrar uyandığında ben yanında olacağım. Seni seviyorum. İç çektim. Yaklaşık iki haftadır buradaydık, bu yüzden ayrılmak zorunda olacağını bekliyor olmalıydım.Ama daha önce zaman konusunda düşünmemiştim. Burada sankği zamanın dışında gibiydik. Yalnızca mükemmel bir halde sürükleniyorduk. Alnımdaki teri sildim. Kendimi tamamen uyanık hissediyordum, ama komidinin üzerindeki saat gecenin birden sonrası olduğunu gösteriyordu. Bu kada rsıcak ve yapış yapış hissederken asla uyuyamayacağımı biliyordum.Anımsamak istemiyorum ama eğer ışığı söndürüp, gözlerimi kaparsam av kafamda, o peşindeki siyak figürleri göreceğimden emindim. Kalktım ve ışıkları açarak, amaçsızca karanlık evin içinde yürüdüm. Edward olmadan burası çok büyük ve boş geliyordu. Farklı. En son mutfağa geldim ve belki güzel bir yiğeceğin ihtiyacım olan şey olduğuna karar verdim. Kızarmış tavuk için tüm malzemeleri bulana kadar buzdolabını karıştırdım. Tavadaki tavuktan gelen patırtılar ve cızırtılar hoş seslerdi. Sessizliği doldururlarken daha az gergin hissettim. O kadar güzel koktu ki tavadan alır almaz dilimi yakarak hemen yemeğe başladım.Beşinci ya da atıncı lokmada, tadını alabileceğim kadar soğumuştu.Çiğneyişim yavaşladı. Tadında bir şey mi vardı? Eti kontrol ettim tamamen beyazdı ama yine de tamamen zamanının dolduğunu düşündüm. Denemek için başka bir ısırık aldım; iki kez çiğnedim. İyk- kesinlikle kötü.Lavobaya tükürmek için koştum. Aniden tavuk-ve-yağ kokusu tiksindirici geldi. Tüm tabağı aldım ve çöpe silkeledim. Sonra kokunun çıkması için pencereleri açtım. Serin bir esinti içeriye girdi. Bu bana kendimi daha iyi hissettirdi. Aniden kendimi çok yorgun hissettim, ama sıcak odaya dönmek istemedim. O yüzden televizyon odasında daha çok pencere açtım ve hemen altındaki divana uzandım. Geçen gün izlediğimiz aynı filmi açtım ve neşeli açılış şarkısıyla uykuya daldım. Gözlerimi tekrar açtığımda, güneş gökyüzünde yarım yükselmişti, ama beni uyandıran ışık değildi. Beni kendine doğru çeken serin kollardı. Aynı anda, ani bir acı mideme girdi neredeyse midenize bir yumruk yedikten sonraki şok gibi. Üzgünüm, "Edward soğuk elleriyle nemli alnımı silerken mırıldandı. " Çok büyük bir düşüncesizlik. Benim gidişimle senin için ne kadar sıcak olacağını unutmuşum. Tekrar gitmeden önce klimayı açacağım." Ne söylediğine konsantre olamıyordum."Afedersin!" kollarını serbest bırakması için mücadele ederek güçlükle soludum. Otomatik olarak ellerini indirdi. "Bella?" Elim ağızımda kapalı banyoya doğru koştum. O korkunç hissediyordum ki-başta- ben klozete sürünmüş ve acı çekerken onun benimle gelmesine bile aldırmadım. "Bella sorun ne?" Daha cevap verememiştim. Beni endişeyle kaldırdı, saçımı yüzümden uzak tutarak yeniden nefes alıncaya kadar bekledi. "Kahrolası bayat tavuk."inledim. "İyimisin?" sesi gergindi. "İyiyim."nefes nefese kalmıştım. "Yalnızca besin zahirlenmesi.Bunu görmen gerekmez. Uzaklaş." "Mümkün değil, Bella." "Uzaklaş,"ayağa kalkmaya çalışarak tekrar inledim.Böylece ağzımı durulayabilecektim. Ona yönelttiğim ittirmeleri yok sayarak kibarca bana yardım etti. Ağzım temizlendikten sonra, beni kollarında tutarak yatağa taşıdı ve dikkatlice oturttu. "Besin zehirlenmesi?" "Evet,"edim çatlak bir sesle. "Dün akşam kendime biraz tavuk yaptım. Tadı kötüydü, bende attım. Ama atmadan önce bir kaç ısırık aldım." Alnıma soğuk elini koydu. Bu iyi hissettirdi."Şimdi nasıl hissediyorsun?" Bunu bir dakikalığına düşündüm. Mide bulantısı geldiği gibi aniden geçmişti. "Oldukça normal.Biraz aç aslında." Bana biraz yumurta pişirmeden önce bir saat yanımda bir bardak su ile bekletti. Tamamen normal hissediyordum, yalnızca gecenin ortasıda kalktığım için biraz yorgun. CNN'ni açtı. Çok fazla gündemden kopmuştuk. Üçüncü dünya savaşı kopmuş olabilirdi ve bizim haberimiz olmazdı– ve uykulu bir şekilde kucağına uzandım. Haberlerden sıkıldım ve onu öpmek için döndüm. Aynı sabahki gibi hareket ettiğimde keskin bir acı mideme saplandı. Ondan uzağa doğru sendeledim. Elim ağzımda sıkı sıkıya kapalıydı. Bu sefer asla banyoya zamanında yetişemeyeceğimi biliyordum. O yüzden mutfak lavabosuna doğru koştum. Tekrar saçlarımı tuttu. "Belki de Rio'ya dönüp, bir doktora gitmeliyiz." Ben ağzımı durularken telaşla önerdi. Kafamı iki yana salladım ve koridora doğru ilerledim. Doktor demek iğne demek. "Dişlerimi fırçaladıktan sonra iyi olacağım." Ağzımdaki tat gittiğinde, Alice'in benim için paketlediği bandajlar,ağrı kesiciler-şu andaki hedefim- Pepto-Bismol gibi insan şeyleri ile dolu küçük sağlık çantasını bulmak için bavulumu aramaya başladım.Belki midemi yatıştırabilirdim ve Edward'ı sakinleştirebilirdim. Pepto'yu bulmadan önce, Alice'nin benim için paketlediği başka bir şeye daha rastladım. Küçük mavi kutuyu aldım ve başka herşeyi unutarak uzun bir süre bakakaldım. Sonra kafamda saymaya başladım. Bir kez.İki kez.Tekrar. Şok beni vurdu; küçük mavi kutu bavula düştü. "İyimisin?" Edward kapının arasından sordu. "Tekrar mı hastalandın?" "Evet ve hayır,"dedim, ama sesim boğazlanıyormuş gibi çıktı. "Bella?" lütfen içeriye gelebilirmiyim?" Artık endişeli. "Ta…mam." İçeri girdi ve pozisyonumu tarttı. Yerde, dizlerimin üzerinde, bavulun yanında oturur halde ve yüz ifadem, anlamsız ve boş. Yanıma oturdu, elini alnıma götürdü. "Sorun ne?" "Düğünden beri kaç gün geçti?"fısıldadım. "On yedi." otomatik olarak cevapladı. "Bella, ne demek istiyorsun?" Tekrar sayıyordum. Onu beklemesi için uyararak bir parmağımı kaldırdım. ve sayıları kendime tekrarladım. Daha önce günler konusunda yanılmıştım. Düşündüğümden daha uzun bir süredir burdaydık. Tekrar başladım. "Bella!''sabırsızca fısıldadı. "Burada aklımı kaybetmek üzereyim" Yutkunmaya çalıştım. İşe yaramadı. Bende bavula uzandım ve tekrar küçük mavi tampon kutusunu bulana kadar araştırdım.Kutuyu sessizce kaldırdım. Kafası karışmış bir şekilde bana baktı. "Ne? Hastalığını adet gibi mi geçirmeye çalışıyorsun?" "Hayır," tıkanmamı engellemeye çalıştım. "Hayır, Edward. Periyodumun beş gün geciktiğini söylemeye çalışıyorum." Yüz ifadesi değişmedi.Sanki hiç konuşmamışım gibiydi. "Bunun besin zehirlenmesi olduğunu sanmıyorum."ekledim. Yanıt vermedi. Bir heykele dönüşmüştü. "Rüyalar," kendime donuk bir sesle mırıldandım. "Çok fazla uyumalar.Ağlamalar. Tüm o yiğecekler.Oh. Oh. Oh. Edward'ın bakışları boşlaşmıştı.Sanki artık hiç birşey göremiyor gibi. Refleks olarak, neredeyse istemsizce, elim karnıma düştü. "Oh!"tekrar cikledim. Edward'ın hareketsiz ellerş arasından kayarak, yalpaladım. Mavi kumaşları yolumdan çektim ve karnıma baktım. "İmkansız."diye fısıldadım. Hayatımın hiç bir bölümünde bebekler ya da hamilelikle ilgili kesinlikle bir deneyimim olmamıştı. Ama ben aptal değildim. Nasıl geliştiğini blmek için yeterince TV şovu ve film izlemiştim. Yalnızca beş gün gecikmiştim. Eğer hamile olsaydım, bedenim uyarı gösterirdi.Hamile olmasaydım, sabah bulantılarım olmazdı, uyku ve yeme alışkanlıklarımı değiştirmezdim. Ve en önemlisi karnımda kesinlikle ,küçük ama belirgin bir şişlik olmazdı. Doğru açıda kaybolurmu diye, her açıdan inceleyerek, gövdemi ileri geri döndürdüm. Parmaklarımı belli belirsiz şişliğin üzerinde gezdirdim ve tenimin altında ne kadar sert olduğuna şaşırdım. "İmkansız," dedim tekrar, çünkü, şiş olsun ya da olmasın, periodum bozulsun ya da bozulmasın ( ve kesinlikle ortada bir period yoktu, Yine de daha önce bir gün bile gecikmemiştim), hamile olabilmemin hiç bir yolu yoktu. ************ yaptığım tek kişi bir vampirdi. Hala yerde donmuş duran ve hiç bir hareket belirtisi göztermeyen vampir. Bu yüzden bunun başka bir açıklaması olmalıydı. Benimle ilgili bir sorun. Tüm hamilelik belirtilerini gösteren garip bir Güney amerika hastalığı. Yalnızca hızlandırılmış hali… Ve sonra bir şey hatırladım- bana şimdi bir ömür kadar uzak görünen bir zamanda yapılan bir internet araştırması. Charlie'nin evinde odmdaki eski sandalyede , pencereden zayıfça sızan gri ışıkla, oturur, benim antika, hırıldayan ilgisayarıma, Jacob Black'in yirmi-dört saatten daha kısa bir süre önce henüz kendide inanmıyorken, beni eğlendirmek için Quileute efsanelerinden bahsederek bana Edward'ın vampir olduğunu söylediği zaman hevesle "Vampirler A-Z" adındaki bir siteyi okurkenki halim.Dünyadaki Vampir efsanelerine adanmış siteyi merakla araştırmıştım.Filipino Danag, Hebrew Estire, Romanian-Varacolaci, İtalyan Stregoni benefici (aslında yeni kayınpederimin Volturi ile eski maceralarını temel alan bir efsane ama o zamanlar bunun hakkında hiç bir şey bilmiyordum)… Sürekli daha da imkansızlaşan hikayelere daha az dikkat etmeye başlamıştım.Yalnızca bazı konuları yarım yamalak hatırlayabiliyordum. Nasıl beni seni aldatmakla suçlayabilirsin? – Yalnızca eve iki yıllık deniz yolculuğundan döndün ve ben hamileyim diye mi? Bu bir kabus! O beni mistik vampir güçleriyle hipnotize etti. Kafamı salladım, afallamıştım. Ama… Esmeyi ve özellikle Rosalie'yi düşündüm. Vampirlerin çocuğu olamazdı. Eğer böyle bir şey mümkün olsaydı Rosalie çoktan bir yolunu bulmuş olurdu.Bu eski karabasan efsaneler yalnızca bir masal olmalıydı. Bunun dışında… şey, benim durumumda bir farklılık vardı. Rosalie tabiki de bir çocuğa hamile kalamazdı. Çünkü Rosalie insanlıktan vampirliğe geçtiği durumda donmuştu. Tamamen değişmez. Ama insan kadınlarının vücutları çocuk taşımak için değişmek zorundadır. Önce sabit , aylık bir döngü. Daha sonra büyüyen bir çocuğu taşıyabilmek için daha büyük değişiklikler. Rosalie'nin vücudu değişemzdi. Ama benimki değişebilir. Benimki değişti. Dün orada olmayan karnımdaki şişliğe dokundum. Ve insan erkekler- eh, onlarda yaşamdan ölüme geçtikleri halde kalıyorlar. Ama tabiki, vampir erkeklerin partnerleri hamile kalamazken, çocuk sahibi olabileceklerini kim bilebilir? Dünya üzerindeki hangi vampirin bunu bir insan kadınla deneme zorunluluğu vardır ki?Ya da buna eğilimi olup olmadığını? Ben bir tane düşünebiliyordum. Kafamın bir taraftıraları ve tahminleri sınıflandırırken, diğer taraf- en küçük kasları bile hareket ettirmeye yarayan kısım- normal işlevlerini yerine getiremeyecek şekilde afallamıştı. Konuşmak için dudaklarımı hareket ettiremiyordum ama yinede Edward'a lütfen bana neler olup bittiğini anlatmasını söylemek istioyrdum. Onun oturduğu yere gitmem, ona dokunmam lazımdı ama vücudum talimatları izleyemiyordu.Ben yalnızca, ellerim dikkatle gövdemdeki şişliğe bastırmış, aynadaki şok olmuş gözlerime bakabiliyordum. Ve sonra,geçen geceki parlak kabusumdaki gibi, sahne beklenmedik bir şekilde değişti. Aynada gördüğüm herşey tamamen farklı gözüktü, ama aslında hiç bir şey değişmiş değildi. Herşeyin değişmesine sebep olan şey vücudumun içinden gelen, yumuşak, küçük bir dürtmeydi. Aynı anda, Edward'ın telefonu çaldı,tiz ve ısrarcı. İkimizde yerinden kıpırdamadı. Tekrar ve tekrar çaldı. Parmalarımı karnıma bastırarak bekledim. Aynadaki ifadem artık allak bullak olmuş değildi- meraklıydı. Tuhaf, sessiz gözyeşlarımın yanaklarımdan süzüldüğünü ancak neredeyse farkedebildim.Telefon çalmaya devam etti. Edward'ın cevaplamasını diledim— şu anda önemli bir an yaşıyordum. Büyük ihtimalle hayatımın en büyük anını. Ring! Ring! Ring! (telefon sesini türkçeye nasıl çevireceğimden bir türlü emin olamadım, "zırr" biraz garip oldu sanki ) Sonunda, sinir bozukluğu başka herşeyi sildi. Edward'ın yanına düzlerimin üzerine çöktüm- kendimi daha dikkatle hareket ederken buldum. Her hereketin nasıl hissettirdiği konusun da binlerce kez daha dikkatli— ve telefonu bulana kadar ceplerini yokladım. Çözülüp telefona kendi bakmasını yarı-umdum ama o tamamen hareketsizdi. Numarayı tanıdım, ve neden aradığını klolayca tahmin edebiliyordum. "Selam Alice."dedim.Sesim öncekinden daha iyi değildi. Boğazımı temizledim. "Bella? Bella, iyimisin?" "İyiyim, Charlisle orada mı?" Evet. Sorun ne?" "Ben…yüzde yüz… emin değilim…" "Edward iyi mi?" diye sordu endişeyle. Telefonun uzağından Charlisle'nin adını seslendi ve ben daha ilk sorusunu cevaplayamadan, "Neden telefonu açmadı?" diye ısrar etti. "Emin değilim." "Bella neler oluyor? Ben sadece şey gördüm–" "Ne gördün?" Bir sessizlik oldu. "İşte Charlisle,"dedi sonunda. Buzlu su damarlarıma enjekte edilmiş gibi hissettim. Eğer Alice beni kollarımda yeşil-gözlü, melek-yüzlü bir çocukla görmüş olsaydı bana cevap verirdi, vermez miydi? Charlisle'nin telefonu almasını beklerken, Alice için hayal ettiğim görüntü gözkapaklarımda oynaştı.Hatta hayallerimdeki erekek çocuktan bile daha güzel küçük bir bebek– kollarımda küçük bir Edward. Sıcaklık, buzu kovarak damarlarım boyunca ilerledi. "Bella, Ben Charlisle. Neler oluyor?" "Ben– " naısl cevap vermem gerektiği konusunda emin değildim. Düşüncelerime gülüp delirdiğimi mi söyleyecekti? Yanlızca başka bir renkli rüya mı görüyordum? "Ben Edward'la ilgili biraz endişeliyim… Vampirler şoka girebilir mi?" "Zarar mı gördü?" Charlisle'nin sesi aniden hızlandı. "Hayır, hayır," ona güven vermeye çalıştım. "Yalnızca… bir süprüzle karşılaştı." "Anlayamıyorum Bella." "Sanırım… şey, düşünüyordum ki…belki… belkide…"derin bir nefes aldım."Hamile olabilirim." Bu sırada karnımda bir vuruş daha hissettim. Ellerim karnıma gitti. Uzun bir durasamadan sonra, Charlisle'nin tibbi soruları başladı. "Menstürel döngünün ilk günü ne zamandı?" "Düğünden 16 gün önce." Emin olarak cevaplamadan önce kafamda işlem yaptım. "Nasıl hissediyorsun?" "Garip", dedim ve sesim çatladı. Başka bir gözyaşı kümesi yanaklarımdan aşşağıya damladı. "Bu çok saçma geliyor— bak, bunun için çok erken olduğunu biliyorum. Belkide ben delirdim.Ama acayip rüyalar görüyorum ve sürekli yemek yiğiyorum ve ağlıyorum ve kusuyorum ve…ve… Daha şimdi içimde birşeyin kıpırdadığına yemin edebilirim." Edward'ın kafası yukarıya kalktı. Rahatlamayla iç çektim. Edward elini telefona uzattı. Yüzü beyaz ve sertti. "Urn, Sanırım Edward seninle konumak istiyor." "Ver," dedi Charlisle gergin bir sesle. Edward'ın konuşabileceğinden tam emin olmadan, telefonu onun açık ellerine koydum. Telefonu kulağına bastırdı. "Bu mümkün olabilir mi?" fısıldadı. Hiç bir yere odaklanmadan boş bir şekilde bakarak, uzun bire süre dinledi. "Ve Bella?" diye sordu. Konuşurken kollarını bana doladı ve kedine doğru çekti. Oldukça uzun gözüken bir süre sonra ‘Evet, Evet. Yapacağım. " dedi. Telefonu kulağından uzaklaştırdı ve ‘'son" tuşuna bastı. Hemen sonra yeni bir numara çevirdi. "Charlisle ne söyledi?" sabırsızca sordum. Edward yaşamıyormuşçasına bir sesle cevapladı. "O senin hamile olduğunu düşünüyor." Kelimeler omurgamdan aşşağıya bir titreme yolladı. Küçük dürtükleyici içimde kıpırdandı. "Şimdi kimi arıyorsun?" telefonu tekrar kulağına koyarken sordum. "Hava alanını. Eve dönüyoruz." Edward telefonda bir saat boyunca hiç ara vermeden konuştu. Eve uçuşumuz için düzenlemeler yaptığını tahmin ediyordum ama emin olamıyordum. Çünkü ingilizce konuşmuyordu. Tartışıyormuş gibi gözüküyordu; çoğu kez dişlerinin arasından konuşuyordu. Tartışırken, toplandı. Geçtiği yerde yolunda düzenden çok tahribat yaratarak ortalıpta dönüp duran bir hortum gibiydi. Elbiselerimden bir kısmını onlara bakmadan yatağın üzerine fırlattı. Bundan benim için giyinme vaktinin geldiğini çıkardım. Ben üzerimi değişirken o tartışmaya hızlı el kol hareketleri yaparak devam etti. Ondan dayanan şiddetli enerjiye artık katlanamaz olduğumda, odayı yavaşça terk ettim. Onun manik konsantrasyonu midemin rahatsızlanmasına sebep olmuştu– sabah bulantıları gibi değil, yalnızca huzursuzluk. Bu modunun geçmesini başka bir yerde bekleyebilirdim. Bu beni biraz korkutan odaklanmış, soğuk Edward'la konuşamazdım. Bir kez daha, mutfağa gittim. Tezgahın üzerinde bir paket çubuk kraker vardı. Onları çiğneyerek dalgın dalgın, pencereden kumlara ve taşlara, ağaçlara ve okyanusa, güneşte parlayan herşeye bakmaya başladım. Biri beni dürttü. "Biliyorum,"dedim "Bende gitmek istemiyorum." Bir süreliğine pencereden dışarı baktım ama beni dürten yanıt vermedi. "Anlamıyorum,"diye fısıldadım. "Burada yalnış olan ne?" Kesinlikle şaşırtıcı. Hatta şaşkınlığa uğratıcı. Ama yanlış? Hayır. O zaman neden Edward bu kadar öfkeliydi? Bunun için bir sebep düşündüm. Belkide Edward'ın hemen eve dönmemizi istemesi o kadar da garip değildi. Charlisle'nin bana bakmasını istiyordu, tahminimi doğrulamak için– yine de kafamda bu konuyla ilgili hiç bir şüphe yoktu.Büyük ihtimalle hamileliğin neden bu kadar çabuk geliştiğini çözmek istiyorlardı. Karnımdaki şişlik ve dürtmeler. Bunlar normal değildi. İlk kez bunu düşündüğümde. Doğru tahin ettiğime emindim. Bebek hakkında çok endişeli olmalıydı. Henüz kafayı yememiştim. Beynim onunkinden daha yavaş çalışıyordu– hala daha önce gördüğüm resme odaklanmıştı: Edward'ın insanken olduğu gibi, yeşil gözlerine sahip minik bir çocuk– kollarımda açık tenli ve güzel yatıyor. Tamamen Edward'ın yüzünü alacağını umuyordum, benden hiç bir parazit almadan. Gerçekleşen bu görünün nasıl bu kadar beklenmedik ve tümüyle gereklilik olması komikti. O ilk küçük dokunuşla, tüm dünya değişti. Daha önce onsuz yaşayamayacağım tek bir şey varken artık iki olmuştu. Ama ortada bir bölünme yoktu— sevgim onların arasında bölünmemişti; bu öyle bir şey değildi. Bu daha çok kalbim büyümüş de iki katı büyüklüğünde şişmiş gibiydi. Tüm ekstra yerler , çoktan doldurulmuştu. Artış neredeyse baş döndürücüydü. Daha önce asla Rosalie'nin acısını ve küskünlüğünü gerçekten anlayamamıştım. Kendimi asla bir anne olarak hayal etmemiş, bunu asla istememiştim. Edward'a onun için çocuktan vazgeçmeyi hiç umursamadığıma dair söz vermek oldukça kolay olmuştu, çünkü gerçekten öyleydi. Genel olarak çocuk, bana asla uymamıştı. Gürültücü yaratıklar gibi gözüküyorlardı. Asla onlarla yapacak pek birşeyim olmamıştı. Renee'nin bana bir kardeş verdiğini hayal ettiğimde, bu daima bir büyük kardeş oluyordu. Benimle ilgilenecek biri. Bu çocuk, Edward'ın çocuğu, tamamen başka bir hikayeydi. Onu havayı istediğim gibi istiyordum. Bir seçenek değil– gereksinim. Belkide yalnızca gerçekten kötü bir hayal gücüm vardı. Belki de kendimi gerçekten evlenene kadar evli olarak hayal edememein sebebi buydu– gerçekten bir bebek gelene dek bir bebek istediğimi anlamaktan acizdim. Bir sonraki vuruşu bekleyerek alimi karnımın üzerine koyduğumda, göz yaşları yeniden yanaklarımdan aşşağıya doğru süzüldü. "Bella?" Ses tonundan endişelenerek, döndüm. Çok soğuktu, çok dikkatli. Yüzü sesiyle uyuşuyordu, boş ve sert. Ve sonra ağladığımı gördü. "Bella! " Odayı şimşek gibi geçti ve elini yüzüme koydu. "Acı mı çekiyorsun?" "Yo, yo—" Beni göğsüne doğru çekti. "Korkma. On altı saat içinde evde olacağız. İyi olacaksın. Charlisle biz oraya gittiğimizde hazır olacak. Bununla ilgileneceğiz ve sen iyi olacaksın, iyi olacaksın." "Bununla ilgilenmek? Ne demek stiyorsun?" Uzaklaştı ve gözlerime baktı. "O şey senin herhangi bir parçanı incitmeden içinden çıkaracağız. Korkma. O şeyin seni incitmesine izin vermeyeceğim." "O şey?" soluğum kesildi. Ön kapıya doğru baktı. "Lanet olsun!" Gustavo'nun bugün görevi olduğunu unutmuşum. Ondan kurtulup hemen döneceğim." odadan dışarı fırladı. Destek için tezgahı tuttum. Dizlerim titriyordu. Edward az önce benim küçük dürtücüme şey demişti. Charlisle'nin onu dışarı çıkaracağını söylemişti. "Hayır," fısıldadım. Daha önce yanılmıştım. Bebek için hiç endişelenmiyordu. Onu incitmek istiyordu. Kafamdaki güzel resim aniden karanlık bir şeye dönüştü. Benim sevimli bebeğim ağlıyordu.Benim zayıf kollarım onu korumaya yeterli değildi. Ne yapabilirdim? Bununla başa çıkabilecekmiydim? Ya başa çıkamassam? Bu Alice'nin telefodaki garip sessizliğini açıklarmı? Gördüğü şey bumuydu? Edward ve Charlisle henüz yaşayamadan beyaz tenli, mükemmel çocuğuu öldürüyorlar mıydı? "Hayır," tekrar fısıldadım, sesim daha güçlü. Bu olamazdı. Buna izin vermeyecektim. Tekrar Edward'ın portekizce konuştuğunu duydum. Tekrar tartışıyordu. Sesi yakınlaşıyordu. Öfkeli hırlamasını duydum. Ve sonra başka bir ses duydum. Alçak ve ürkek. Bir kadının sesi. Edward onun önünde mutfağa girdi ve doğruca bana doğru yürüdü. Yanaklarımdaki yaşları sildi ve ince, sert dudaklarının arasından kulağıma mırıldandı. "Getirdiği yemeyi bırakmakta ısrar ediyor— bize akşam yemeği hazırlamış." Eğer daha az gergin olsaydı, daha az öfkeli, gözlerini devireceğini biliyordum. "Bu bir bahane– senin henüz öldürmediğimden emin olmak istiyor. Sesi cünlenin sonunda buz gibi soğudu. Kaure elinde örtülmüş bir yemekle gergince köşeden dolaştı.Portekizce konuşabilmeyi diledim, ya da ispanyolcamın bu kadar temel olmamasını. Böylece yalnızca beni konrol etmek için bir vampiri öfkelendirmeye cesaret edebidiği için ona teşekkür edebilirdim. Gözleri ikimizin arasında gidip geldi. Yüzümdeki rengi ölçtğünü gördüm, gözlerimdeki nemi. Anlamadığım bir şey mırıldanarak, yemeği tezgaha koydu. Edward ona bir şeyler bağardı, onun bu kadar kaba olduğunu daha önce hiç görmemiştim. Gitmek için döndü ve eteğinin hareketi yemeğin kokusunu yüzüme doğru estirdi. Koku güçlüydü– sarımsaklar ve balık. Ağzımı tuttum ve lavaboya koştum. Edward'ın ellerini alnımda hissettim ve onun kulağıma doğru gürleyen mırıltılarını duydum. Elleri bir saniyeliğine kayboldu ve ben buzdolabının çarpılmasını duydum. Merhametlice, koku sesle birlikte kayboldu ve Edward'ın elleri benim yapış yapış yüzümü serinletiyordu. Çabucak geçti. O benim yüzümün bir tarafını okşarken ben de ağzımı duruladım. Rahmimde kesin olmayan küçük bir vuruş vardı. Sorun yok. Biz iyiyiz, şişliğe doğru düşündüm. Edward beni kollarına çekerek döndürdü. Başımı omzuna yasladım. Ellerim iç güdüsel olarak arnımın üzerinde birleşti. Küçük br soluk duydı-um ve yukarı baktım. Kadın hala oradaydı.Sanki yardım edebilecek bir yol arıyormuşçasına elleri yarı açık, kapının orada tereddütte kalmıştı. Gözleri şokla açılmış, ellerime kilitlenmişti. Ağzı açık kaldı. Ve sonra Edward'ta soluksuz kaldı, ve beni hafifçe bedeninin arkasına iterek aniden kadına yüzünü döndü. Kolları gövdemi çaprazlamasına sarmıştı, sanki beni geri çekiyormuş gibi. Aniden, Kaure ona bağırıyordu– yüksek sesle, öfkeli, onun anlaşılamaz sözleri odada bıçaklar gibi uçuşuyordu. Küçük yumruğunu havaya kaldırdı ve ona Edward'a doğru sallayarak ileri iki adım attı. Yırtıcılığına rağmen gözlerindeki dehşeti görmek mümkündü. Edward'ta ona doğru bir adım attı ve ben kadın için korkarak kolunu kavradım. Ama Edward Kaure'nin paylamasını kestiğinde, sesi beni şaşırttı, özellikle Kaure ona feryad etmemesine karşın, onun ne kadar keskin olduğu konusunda. Sesi şimdi alçaktı, yalvarır gibiydi. Sdece bu değil, ama sesi de daha farklıydı, daha gırtlaktan, şiirsel. Artık portekizce konuştuğunu sanmıyordum. Bir süreliğine, kadın ona şaşkınlıkla baktı ve sonra aynı değişik dilde uzun bir soru haykırırken gözleri kısıldı. Yüzünde enfişe ve ciddiyeti büyümesini izledim. Bir kere başını salladı. Kaure çabucak bir adım geri attı. Edward bana doğru el hareketleri yaparak ondan uzaklaştı ve sonra yanağıma yasladı.Kaure ellerini suçlarcasına Edward'a doğru sallayarak tekrar öfkeyle yanıt verdi. Kaure bitirdiğinde Edward yeniden aynı alçak, çabuk ses tonuyla yalvardı. Surat ifadesi değişti– Edward'a şüpheyle karışık bir şaşkınlıkla bakıyordu. Gözleri benim şaşkın suratıma gidip gidip geldi. Edward konuşmayı bıraktı ve Kaure birşeyleri düşünüyor gibi gözüküyordu. İkimizin arasında arkaya, öne baktı ve sonra bilinçsizce ileri bir adım attı. Elleriyle bir hareket yaptı. Karnından çıkan balon gibi bir şekil. Ona baka kaldım– yırtıcı, kan-içici efsaneleri bunu mu içeriyordu? İçimde büyüyen şey hakkında gerçekten bir şeyler biliyor olm ası mümkün müydü? Bu sefer kasten bir kaç adım ileri attı ve Edward'ın gergince yanıtladığı bir kaç kısa soru sordu. Ve sonra Edward soru soran durumuna geçti— küçük bir sorgulama. Kaure önce tereddüt etti ve sonra yavaşça başını salladı. Edward tekrar konuştuğunda, sesi o kadar acı doluydu ki şok içinde ona baka kaldım. Yüzü acı ile asılmıştı. Cevap olarak, küçük elini karnımın üzerine koymasına yetecek kadar ilerledi. Yalnızca bir kelime Portekizce bir söz söyledi. "Morte," dedi yavaşça. Ve döndü, omuzları sanki bu tartışma onu yaşlandırmış gibi eğilmişti. Odayı terk etti. O kelimieyi anlayacak kadar İspanyolca biliyordum. Edward yüzündeki işkence çeken ifade ile onun arkasından bakarken, yeniden donmuştu. Bir kaç dakika sonra, botun motorunun hayat bulduğunu ve uzaklaştıkça solmasını işittim. Ve sonra eli omuzumu kavradı. "Nereye gidiyorsun?" dedi acı bir fısıltıyla. "Tekrar dişlerimi fırçalamaya." "Ne dediği hakkında endişelenme, Onlar sadece eski efsaneler. Eğlenmek için uydurulan eski yalanlar. "Hiç bir şey anlamadım zaten." dedim ama aslında bu tam olarak doğru değildi. Bir şeye yalnızca bir efsane olduğu için inanmamam saçma olurdu. Kendi hayatım zaten her yönden bir efsane ile sarılmıştı. Hepsi doğruydu. "Diş fırçanı paketlemiştim. Senin için getireyim." Yanımdan yatak odasına doğru yürüdü. "Yakında ayrılıyormuyuz?" arkasından seslendim. "Sen işini bitirir bitirmez." Ytak odasının etrafında yavaş adımlarla dolaşarak, fırçayı yeniden paketlemek için dişlerimi fırçalamamı bekledi. Bitirdiğimde fırçayı ona verdim. "Ben bavulları bota taşıyacağım." "Edward–" Geriye döndü. "Evet?" Bir kaç dakika yalnız kalmanın yolunu arayarak duraksadım. "Bana biraz… yemek paketleyebilirmisin? Biliyorsun, eğer tekrar acıkırsam diye." "Tabiki", dedi gözleri aniden yumuşamıştı. "Hiç bir şey hakkında endişelenme. Bir kaç saat sonra Charlisle'ye ulasşacağız. Çok yakında bu tamamen bitecek." Sesime güvenmeyerek, kafamı salladım. Döndü ve iki elindede birer bavulla odayı terk etti. Hızla tezgahın üzerinde bıraktığı telefonu kaptım. Onun için bir şeyleri unutmak hiç normal değildi— Gustavo'nun geldiğini unutmak, telefonunu burada unutmak. O kadar stres altındaydıki neredeyse kendi gibi değildi. Telefonu açtım ve önceden proglamlanmış numaraları karıştırdım Beni yakalayacağından korkarak, telefonun sesini kapadığı için minnettar kaldım. Şu anda bottamıydı? Y da çoktan dönüyormuydu? Eğer fısıldarsam beni mutfaktan duyabilirmiydi? İstediğim numarayı buldum. Daha önce hayatımda hiç aramadığım bir numarayı. "ara" Butonuna bastım ve bekledim. "Alo?" ses sanki altın rüzgar çanlarıymışçasına cevap verdi. "Rosalie?" fısıldadım. "Benim Bella. Lütfen. Bana yardım etmek zorundasın."
|
||
|
|
|
|
|
#8 (permalink) | ||
![]() |
Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 8 (Zaten Başlamış Olan Lanet Olasıca Savaşı Beklemek) "Jezz, Paul,bir eviniz olması konusunda aşırı heyecanlanmıyor musunuz ?" Paul benim tüm sedirime uzanarak ,benim berbat televizyonumda aptal beyzbol maçını seyrediyordu. Bana gülümsedi ve sonra yavaşça, eline poşetten bir doritos aldı ve ağzına bir parça attı. "Hadi iyisin. Bunları senin için aldık." Çıtırtı çıktı(cipsin) "Hayır" dedi çiğnerken. "Kardeşin gitmemi ve istediğim her şeyde bana yardım edebileceğini söyledi" Sesimi ona yumruk atmak üzere değilmişim gibi çıkarmaya çalıştım. "Rachel şimdi burada mı?" İşe yaramadı. Nereye gittiğimi anladı ve poşeti arkasına sokuşturdu. Poşet yastığa sert bir şekilde vurmuş gibi ses çıkardı. Cips parçalara ayrıldı. Paul elini yumruk yaptı, boksör gibi yüzüne yaklaştırdı. "Git işine, çocuk. Rachel'ı benden korumana ihtiyacım yok." Homurdandım. "Haklısın. Sanki ilk fırsatta ağlayarak gitmeyecekmişsin gibi." Güldü ve ellerini düşürerek koltukta rahatladı. "Bir kızın dedikodusunu yapmayacağım. Eğer şanslı bir vuruş yapacaksan bu ikimiz arasında olmalı. Karşıklı olarak,tamam mı?" Bana bir davetiye vermesi hoştu. Vazgeçmişim gibi vücudumu indirdim. "Haklısın" gözleri televizyona kaydı. Hamle yaptım. Benim ilk hamlemle burnundan tatmin edici bir ses çıkardı. Beni yakalamaya çalıştı. Fakat ben o tutunacak bir yer buluncaya kadar elimdeki ezilmiş doritos paketleriyle etrafında dans etmeye başladım. "Burnumu kırdın,aptal" "sadece ikimizin arasında,haksız mıyım,Paul?" Cipsi uzağa koymaya gittim. Geri döndüğümde Paul eğilmiş burnunu düzeltmeye çalıştı. Kanama nihayet durdu. Dudaklarında ve çenesinde hiç bir şey yokmuş gibi görünüyordu. Kıkırdağını çekerken çekinerek küfretti. "Eziyet gibisin, Jacob. Yemin ederim Leah'la takılmayı tercih ederim." "Oww. Wooow. Bahse girerim senin onunla daha fazla zaman geçirmek istediğini duyunca çok sevinecektir. Bu onun kalbini yumuşatacaktır." "Söylediklerimi unutacaksın." "Tabki ki..eminim duyulmayacaktır." "off.." homurdandı ve sonra t-shirt ünün yakasında kalan kanı temizleyerek kanepeye çöktü. "Hızlısın çocuk. Sana bunu vereceğim." İlgisini oyuna geri verdi. Bir dakika için orda durdum ve sonra uzaylıların kaçırmaları hakkında fısıldayarak odama geçtim. Günün geri kalanında Paul güzel bir kavga için, artık ne zaman olursa, geri sayım yaptığını bilirsin. Onun hafifçe onurunu kırdıktan sonra vurmanıza gerek yoktur. Şimdi, elbette, bir kargaşa,ağaçları kırma maçı yapmak gibi bir şey yapmak istediğimde, o olgun olan olmak zorundaydı. Mühürlenenlerden biri olmak yeterince kötü değil miydi, çünkü bu 10'umuzdan dördüne gerçekten olmuştu. Ne zaman duracaktı? Dışarıda seslice ağlamak için aptal efsanelerin muhteşem olduğunu farz etmek iyiydi. Tüm bu ilk-görüşte- aşık olma olayı mide bulandırıcıydı! Benim kardeşim olmak zorunda mıydı? Bu Paul mu olmak zorundaydı? Rachel geçen yaz tatilinin sonunda erken mezun olarak Washington State den geldiği zaman , en büyük endişem onu bu etrafındaki sırlardan korumanın zor olmasıydı. Benim evimdeki şeyleri kapsamamalıydı. Embry ve Collin ailesinin onların kurt adam olduğunu bilmemesi beni gerçekten memnun etmişti. Embry nin annesi onun asi bir evreden geçtiğini düşündü. O sürekli olarak kaytarmanın bir yolunu buldu, ama tabiî ki bu konuda yapabileceği çok bir şey yoktu. Annesi odasını her akşam kontrol ediyordu ve her akşam odası yine boş oluyordu. O Embry'ye bağırdı ve Embry bunu sessizlikle karşıladı. Sonra aynı şeyi diğer günlerde de yaptı. Embry için annesinden kısa süreliğine izin koparması , Embry ‘ye zaman vermesini sağlamak için Sam' le konuşmaya çalıştık. Ama Embry çok umursamadığını söyledi. Sır daha önemliydi. Dolayısıyla tüm bu sırları korumak için daha çok mücadele etti. Ve sonra, iki gün sonra Rachel eve geldi, Paul da sahile onun yanına koştu. Bada bing –bada boom! İşte gerçek aşk! Diğer yarınızı bulduğunuzda sırların ve tüm bu kurt adam mühürlenme zımbırtısının hiçbir önemi yoktur. Rachel tüm hikayeyi öğrendi. Ve Paul'u kayınbiraderim gibi kabul etti. Bunun Billy'yi çok fazla heyecanlandırmadığını biliyordum. Fakat o bunu benden daha iyi karşıladı. Elbette ,Clearwater'a her zaman olduğundan daha fazla kaçamak yapacaktı. Bunun neresinin iyi olduğunu anlamadım. Paul için değildi, Leah için fazlasıyla öyleydi. Kendimi bir mermiyle öldürmenin ya da tüm bu karışıklıkları düzenlemenin bir yolu olup olmadığını merak ettim. Kendimi yatağa doğru attım. Yorgundum. Son devriyemden beri yeterince uyuyamamıştım. Fakat uyuyamayacağımı biliyordum. Kafam çok çılgındı. Düşünceler yolunu kaybetmiş bir arı kümesi gibi beynime hücüm etti. Gürültülü. Şimdi ve sonra afalladılar. Arı değil eşek arısı olmalıydı. Arılar bir batmadan sonra ölürdü. Ve aynı düşünceler tekrar ve takrar bana batıyordu. Bu bekleyiş beni deli ediyordu. Muhtemelen dört hafta olmalıydı. Haberlerin bana ulaşması için bir ya da daha fazla bir yol olabileceğini umdum.geceleri hayallerimin aldığı şekillere saldırdım. Charlie telefonda hıçkırıyordu. Bella ve kocası bir kazada kayboldu. Bir uçak kazası? Bu bir hile olmalıydı. sülükler bunu belgeleyebilmek için bir avuç seyirciyi öldürmeyi umursamazlardı, ama neden onlar? Belki küçük bir uçak olabilirdi. Muhtemelen onların harcamak için bir tane vardı. Ya da katil eve tek gelip ,onu onlardan yaparken başarısız mı olmuştu? Ya da o kadar uzağa gitmeye gerek yok. Beklide o arkasındayken,biraz daha alabilmek için onu bir cips gibi ezmişti. Sonuçta onun yaşamı(Bella) onun kendi mutluluğundan(Edward) daha az önemliydi. Hikaye daha da trajik olabilirdi. Bella korkunç bir kazada kaybolmuştur. Caninin kurbanı yanlış yola gitti. Akşam yemeğinde öldürmek için nefes kesici. Babam gibi araba kazası.. çok normal, her zaman olur. Onu eve getirecek miydi? Charlie'nin ona cenaze töreni yapması için? Kapalı tabut töreni elbette. Annemin tabutu kapatılarak çivilenmişti… Sadece onun,ben ona ulaşmadan geri geleceğini umabilirdim. Belki de ortada bir hikaye yoktur. Belki de Charlie babamı, tüm gün ortalarda görünmeyen Dr. Cullen hakkında bir şey duyup duymadığını sormak için aramıştır. Ev terkedilmişti. Cullen ların telefonlarına cevap verilmiyordu. Gizem, 2.dereceden bir haber programı tarafından toplandı,hileli oyun şüphelendirdi… Belki büyük beyaz ev yanmıştır. İçeride kısılı kalmışlardır. Eğer bulunmak istemiyorlarsa onları bulmak çok zor. Elbette sonuna kadar bakmaya devam edeceğim. Eğer sonuna kadar bakacaksanız her bir önemsiz gibi görünen parçayı, tek tek bir iğne kadar küçük bile olsa kontrol etmeli, hesaplamalısınız. Şimdi kuru bir ot yığınını dağıtmayı önemsemiyordum. Sonunda bir şekilde olacaktı bu. Şansımı kaybediyor olduğumu bilmekten nefret ediyordum. Eğer planları buysa,kan emicilere kaçmaları için gerekli zamanı vererek… Bu akşam gidebiliriz, bizi bulabilecek olan herkesi öldürebiliriz. Bu plandan hoşlandım çünkü Edward'ın, eğer onların cadı meclisinden birini öldürürsem, ona karşı şansımı geri alabileceğimi yeterince iyi biliyordum. Rövanş için gelirdi. Ben de ona istediğini verirdim, kardeşlerimi bir paket gibi almasına izin veremezdim. Bu sadece onun ve benim aramda olmalıydı. İyi olan kazansın. Fakat Sam bunu duymamalıydı. Anlaşmayı bozmayacaktık. Onların ihlal yapmasına izin vermeliyiz. Çünkü Cullenların herhangi bir şeyi yanlış yaptığına dair hiçbir kanıtımız yoktu. Henüz. Henüzü eklemelisin, çünkü hepimiz bunun kaçınılmaz olduğunu biliyoruz. Bella da onlardan biri olmaya doğru gidiyordu, ya da gitmiyordu. Her neyse bir insan yaşamı kaybedilmişti. Bu da oyunun başladığı anlamına gelirdi. Diğer odada Paul eşek gibi anırdı. Fakat kavga etmek istediğim Paul değildi. Gerçekten. Diğer sesleri dinleme çalıştım, ağaçlardaki rüzgârı… İnsan kulağına gelmesiyle aynı şekilde değildi. Rüzgarda bu haldeyken duyamayacağım milyonlarca ses vardı. Fakat bu kulaklar yeterince duyarlıydı. Sizin sadece sahilde görebileceğiniz, ağaçların,yolların geçmişini ,son virajı alan arabaların çıkardığı sesleri duyabiliyordum. Adanın, kayanın ve büyük mavi okyanusun manzarası ufka doğru yayılıyordu. La Push polisleri buranın etrafında takılmak hoşlanıyorlardı. Turistler yolun diğer tarafında hız limitini düşürmeleri gerektiğini hiç fark etmezlerdi. Sahilde dışarıdaki hatıra dükkanının sesini duyabiliyordum. Kapı açılıp kapandıkça oluşan zilin tıngırtısını duyabiliyordum. Embry nin annesinin kasada,makbuzu yazdırırken çıkardığı sesi duyabiliyordum. Sahildeki kayalara çarpan gel-git lerin sesini duyabiliyordum. Annelerinin onları dışarı çıkarmaya çalıştığı çocukların cırlamalarını, buz gibi suda çıkardıkları koşuşturmaların seslerini duyabiliyordum. Ve bildik bir sesi duyabiliyordum… Bunları zorlukla dinliyordum. Sonra birden Paul un eşek gibi gülüşünün patlaması, yataktan yarım metre sıçramama neden oldu. "Evimden defol" diye söylendim, onun hiç aldırış etmeyeceğini bilerek. Kendi öğüdümü takip ettim. Penceremin camını açtım ve yola çıktım, böylece Paul u tekrar görmeyecektim. Bu çok cazip olabilirdi. Biliyorum,ona bir daha vurmayacaktım ve Rachel şimdiden yeterince sarhoş olacaktı. O t-shirtündeki kanı görecek ve nedenini dinlemeden direk beni suçlayacaktı. Elbette ki haklı olacaktı, hala da. Ellerimi cebimde yumruk yaparak mağazaya doğru ilerledim. Dirt lot bir şekilde First Beach e giderken kimse bana ikinci bir defa bakmadı. (dirt lot diyerek sanırım üstüne bir şey giymemesini kastediyor.) bu yaz için hoş bir şeydi. Eğer hiçbir şey giymiyor da sadece şort giyiyorsan kimse umursamazdı. Duyduğum tanıdık sesi takip ettim ve Quil i kolayca buldum. Hilalin son halinin güneyindeydi., kalabalık turist topluluğundan saklanıyordu. Bir yığın uyarıya devam etti. "Sudan uzak dur Claire. Hadi ama,hayır, yapma. Oh! Tamam,çocuk. Gerçekten Emily nin bana bağırmasını mı istiyorsun? Eğer çımazsan bir daha seni sahile getirmeyeceğim. Tamam mı? Aa yapma. Bunun eğlenceli olduğunu düşünüyorsun değil mi? Hah! Şimdi kim gülüyor?" Yanına vardığımda ayaklarının üzerinde emekleyerek kıkırdıyordu. Bir eline kovayı ve ıslanmış üstün almıştı. T-shirtünün önünde kocaman ıslak bir işaret olmuştu. "Beş puan benim bebeğime" dedim. "Hey Jake" Claire cırladı ve kovasını Quil in dizine doğru attı. "Aşağı,aşağı" Onu dikkatle ayaklarının üzerine bıraktı. Ve o bana koştu. Kollarıyla bacağıma sarıldı. "Jay amca" "Nasıl gidiyor Claire?" Kıkırdadı. "Quil şimdi ıslak" "Görebiliyorum, annen nerde?" "Gitti,gitti" dedi Claire şarkı söyleyerek. "Tüm gün Quil le oyun oynadı. Claire eve hiç gitmedi." Benden uzaklaştı ve Quil e koştu. Onu kaldırdı ve omzuna yerleştirdi. "Birisi korkunç ikiliyi kovmuş gibi geliyor." "Aslında üçlüyü" diye düzeltti Quil. "Partiyi kaçırdın. Konu prenses. Bana taç giydirdi ve sonra Emily onlara benim üzerimde makyaj denemeleri yapmalarını önerdi." "Woow. Orada olup da bunu göremediğim için gerçekten üzgünüm." "Endişelenme. Emily resim çekti. Aslında hoş görünüyordum." "Çok rezilsin." Omuz silkti. "Claire harika zaman geçirdi. Önemli olan da bu." Gözlerimi devirdim. Mühürlenmiş insanların etrafında olmak zor olmaya başlamıştı. Hangi safhada olduklarının bir önemi yoktu. Bu bir dügümle bağlamış gib olan Sam ya da daha kötüsü bebek bakızılığı yapan Quil gibi. Onlardan yayılan barış ve kesinlik mide bulandırıcıydı. Claire omuzlarında cırladı ve bir yeri gözterdi. "Zavallı wock" (Claire ce anlamadım J ) "Benim için,benim için." "Hangisi, küçük? Kırmızı olan mı?" "Hayır, değil!" Quil dizlerini kırdı ve Claire çığırdı ve saçlarını(Quilin) bir atın yelesiymiş gibi çekmeye başladı. "Bu mavi olan mı?" "Hayır,hayır,hayır…"dedi küçük kız şarkı söyleyerek., yeni oyunuyla birlikte heyecanlanmıştı. Tuhaf olan ise, Quil de çocuk kadar eğleniyordu. Onda bir çok turist anne ve babada olan ‘mola-ne-zaman?' yüz ifadesi yoktu.gerçek bir ebeveyni çocuklarının aptal oyunlarını onların istediği gibi oynarken göremezsin. Bugün Quil i bir saat boyunca hiç sıkılmadan oynarken gördüm. Ve ben hiç onun kadar eğlenemedim. Ona çok fazla gıpta ettim. Claire onun yaşına geldiğinde Quil in iyi ki 14 yaşında kalacağını düşündüm. Sonuçta kurt adamların yaşlanmaması hoş bir şeydi. Fakat o bunu hiçbir zaman dert etmiyor gibi görünüyordu. "Quil hiç çıkma konusunu düşünüyor musun?" "Huh?" "Hayır,hayıırr…." Claire çığlık attı. "Bilirsin gerçek bir kız. Kastettiğim şimdi yani. Bebek bakıcılığı yapmadığın gecelerde?" Quil bana baktı. Ağzı açık kalmıştı. "Zavallı kurt! Zavallı kurt!" ona başka bir seçenek sunmadan Claire bağırmaya başladı. Küçük yumruklarıyla kafasını tokatlamaya başladı. "Üzgünüm Claire cik. Bu sevimli mor olana ne dersin?" "Hayıırr" diye kıkırdadı. "moyy değil." "Bir ipucu ver, yalvarıyorum çocuk". Claire düşündü. "Gyii" dedi nihayet. Quil kayaları inceleyerek onlara baktı. Grinin farklı tonlarından 4 kaya seçerek onları ona verdi. "Alayım mı?" "Evet" "Hangisini?" "Vlaaaaw/obdem!!" Avucunu açtı ve Quil kaya parçalarını onun avucuna koydu. Güldü ve hızlıca onlarla kafasına vurmaya başladı. Quil yapmacık bir şekilde ürktü ve sonra parka doğru yürümeye başladı. Muhtemelen onun ıslak kıyafetler içerisinde üşütmesinden endişelenmişti. Bir paranoyaktan daha kötü,aşırı koruyucu anneler gibiydi. "Eğer kız konusunda saldırgan olmaya başladıysam , özür dilerim" dedim. "Önemli değil" dedi Quil. "Beni biraz şaşırttı o kadar. Bunu hiç düşünmemiştim." "Bahse girerim anlayışla karşılar. Biliyorsun, büyüdüğü zaman. Hala bezleniyorken senin bir hayatının olması onu çıldırtmaz." "Hayır biliyorum. Eminim bunu anlayışla karşılar." Başka bir şey söylemedi. "Ama bumu yapmayacaksın değil mi?" diye tahminde bulundum. "Bunu göremiyorum" dedi alçak bir sesle. "Bunu hayal edemiyorum. Ben sadece…başka birini düşünemiyorum. Artık kızları fark etmiyorum, biliyorsun. Onların yüzlerini görmüyorum". "Bunu da tacınla ve makyajınla birlikte koy, belki Claire endişenilecek yeni bir yarışma türü bulur." Quil güldü ve bana sesli öpücükler attı. "Cuma müsaitsin, Jacob?" "Keşke" dedim,sonra ifademi değiştirdim. "Evet, sanırım öyleyim" Bir dakika için duraksadı ve sonra "sen çıkmayı hiç düşünmüyor musun?" dedi. İç çektim. Sanırım kendimi bunun için bir kere açmıştım. "Biliyorsun, Jake, belki de bir hayat kurmayı düşünmelisin" Bunu bir şaka gibi söylemedi. Sesi yumuşaktı. Bu daha da kötü oldu. "Ben de onları görmüyorum, Quil. Diğer yüzleri görmüyorum." Quil de iç çekti. Uzaklarda, ormandan,bir başkası için çok alçak,fakat sadece ikimizin duyabileceği bir uğultu geldi. "Dong! Bu Sam" dedi. Claire'in hala orda olduğuna emin olmak ister gibi, ellerini ona dokunmak için yukarı kaldırdı. "Annesinin nerde olduğunu bilmiyorum!" "Ne olduğunu göreceğiz. Eğer sana ihtiyacımız olursa,bilirsin." Ağzımdan hepsi bir anda çıktı. "Hey! Niye onu Clearwaters a götürmüyorsun?Billy ve Sue ona gözü gibi bakabilirler. Her neyse onlar ne olduğunu bilirler." "Tamam, burada olacağım,Jake!" Koşmaya başladım. Kirli patikadan değil de temizlenmiş yolu tercih ederdim, fakat ormana giden en kısa yol buradandı. Denizden dalgaların fırlattığı parçaların üstesinden geldim ve sonra dikenli yola doğru girdim. Hala koşuyordum. Dikenler derimi keserken küçük gözyaşlarımı hissettim ama önemsemedim. Ağaçlara varmadan kesikleri iyileştirdi. Mağazanın arkasına vardım ve otoyolun karşısına fırladım. Eğer açık alanda olsaydım insanlar hayret edebilirdi. Normal insanlar bu şekilde koşmazlar. Bazen bir yarışa katılmanın eğlenceli olacağını düşünürdüm. Bilirsiniz olimpiyat yarışları ya da onun gibi bir şey. Bütün o yıldız atletleri geçtiğim zaman onların yüzlerindeki ifadeleri, açıklamaları izlemek hoş olurdu. Sadece, onların kanımda doping yapıcı madde olup olmadığına emin olmak için test yaptıklarında, herhangi bir streoide rastlamayacaklarından oldukça eminim. Yolu ve evleri arkamda bırakınca, doğruca ormana varır varmaz ,durmak için fren yaptım ve kıyafetlerimi çıkardım. Hızlıca ,pratik hareketlerle ,onları çıkardım ve bacağımın etrafına deri bir kordonla bağladım. Hala sıkılaştırmayı yaparken, değişmeye başladım. Sırtımda ateş ,kollarıma ve bacaklarıma doğru sert pırıltılar fırlatarak titredi. Sadece bir dakika aldı. Sıcaklık bastırdı ve beni başka bir şey yapan sakin parıltıyı hissettim. Patilerimi kısırlaşmış dünyaya karşı fırlattım ve geriye doğru kıvrılır gibi gerindim. Bu şekilde konsantre olduğumda dönüşüm çok kolaydı. Ruh halimle ilgili bir sorunum yoktu artık. Yolda gittiğim zaman hariç. Yarım dakika sonra, bir düğünün ağza alınmayacak kadar kötü şakası olan, korkunç bir anı hatırladım. Öfkeden o kadar çılgına döndüm ki vücudumu kontrol edemedim. Kapana kısılmıştım, titriyordum ve yanıyordum, benden sadece birkaç adım uzakta olan canavarı öldürmek ve bir değişiklik yapmak için acizdim. Onu- Bella – incitmekten korkuyordum. Arkadaşlarım yoldaydı. Ve sonra nihayet istediğim şekle geldiğim zaman, liderimden emirler almak. Alfadan bildiriler. O gece Sam olmadan, sadece Quil ve Embry olsaydı…. O zaman katili öldürmeye gücüm yeter miydi? Sam in bize kuralları bu şekilde koymasından nefret ettim. Başka bir şansımın olmamasından nefret ettim. İtaat etmek zorunda olmaktan. Ve sonra bir dinleyiciyi fark ettim. Düşüncelerimde yalnız değildim. "Her zaman kendini düşünür" diye düşündü Leah. "Evet, ikiyüzlülük var burada Leahé diye düşündüm. "Başlayabilir miyiz erkekler" dedi Sam bize. Sessizlik oldu, ve Leah'ın erkekler kelimesinden ürktüğünü hissettim. Alıngan, her zaman olduğu gibi. Sam fark etmemiş gibi davrandı. "Quil ve Jared nerde?" "Quil Claireı aldı. Onu Clearwater lara götürüyor." "İyi. Sue ona bakar." "Jared kimlere gidiyordu."diye düşündü Embry. "Seni duymuyor olması iyi şans." Sürüde alçak bir homurdanma vardı. Onlarla birlikte inledim. Jared nihayet gelebildiğinde, onun hala Kim'i düşündüğüne hiç şüphe yoktu. Ve kimse yapmak üzere oldukları şeyi tekrar yapmak istemedi. Sürü bulunduğum yerin birkaç mil batısında toplandı. Onlara, sık ormanlara doğru uzun adımlarla koştum. Leah, Embry ve Paul da onlara doğru koşuyordu. Leah yakındaydı. Ormanda, ayak seslerinin çok da uzakta olmadığını duyabiliyordum. Birlikte koşmamayı tercih ederek, paralel bir çizgide devam ettik. "Ee, tüm gün onu bekleyemeyiz, daha sonra bize yetişir." "Ne oldu patron?" Paul bilmek istedi. "Konuşmamız gerek. Bir şeyler ldu." Sam'in düşünceleri bende bir tütreme hissettirdi. Ve sadece Sam inkiler değil, aynı şekilde Seth, Collin ve Brady ninkilerde. Collin ve Brady yeni çocuklardı. Bugün Samle birlikte devriyedeydiler, dolayısıyla onun ne bildiğini bilirlerdi. .sethin henüz niye burada olmadığını bilmiyordum, ve bilmek istiyordum. Bu onun davranışı değildi. "Seth, onlara ne duyduğunu söyle." Hızlandım. Orada olmak istiyordum. Leah ın da hızlandığını duydum. Geçilmekten nefret eder. Hızlı olmanın onun tek üstünlüğü olduğunu iddia eder. "İddia etmek, aptal"diya tısladı ve sonra vites artırdı. Tırnaklarımı toprağa gömdüm ve kendimi ileriye fırlattım. Sam bizim her zamanki zırvalıklarımızı çekecek halde değil gibiydi. "Jake, Leah, mola verin." İkimiz de yavaşlamadık. Sam homurdandı ama devam etmemize izin verdi. "Seth?" "Charlie, Billy i bizim evde bulur bulmaz çağırdı." "Evet, onunla konuştum" diye ekledi Paul. Seth Charlie'nin ismini düşününce bir sarsıntı geldiğini hissettim. Bu oydu. Beklenen gelmişti. Zorlukla nefes alarak, daha hızlı koştum, birden ciğerlerimin çok fazla zorlandığını hissettim. Bu hangi hikaye olabilirdi? "Sanki aklını kaçırmış gibiydi. Tahmin et, Bella ve Edward geçen hafta eve geldi ve…" İçim rahatladı. Hayattaydı. Ya da ölü falan değildi, sonunda. Bunun bana yapabileceği değişikliğin ne kadar olduğunun farkına varamamıştım. Tüm bu zaman boyunca onu bir ölü gibi hatırlıyordum, ve şimdi sadece bunu gördüm. Onun, Bella'yı canlı getirebileceğine hiç inanmamış olduğumu gördüm. Bu sorun olmamalıydı, çünkü geleceğin ne getirdiğini bilmiyordum. "Evet, kardeşlerim, işte kötü haberler. Charlie onunla konuştuğunu ve sesinin kötü geldiğini söyledi. Ona hasta olduğunu söyledi. Carlisle aldı ve Charlie'ye Bella'nın Güney Afrika'da çok nadir rastlanan bir hastalığın bulaştığını söyledi. Karantinada olduğunu söyledi. Charlie delirmeye başlıyor, çünkü onu görmesine izin verilmedi. Hastalığı kapıp kapmamayı umursamayacağını söyledi, ama Carlisle bunu onaylamadı. Ziyaretçi yok. Charlie'ye bunun gerçekten ciddi olduğunu fakat elinden gelen her şeyi yapıyor olduğunu söyledi. Charlie günlerdir endişeleniyor, fakat şimdi sadece Billy' i aradı. Bella'nın sesinin bugün kötü çıktığını söyledi." Seth detaylı anlatmasını bitirdiğinde zihinler sessizleşti. Hepimiz anladık. Eninde sonunda onun bu hastalıktan öleceğini Charlie biliyordu. Ölüyü görmesine izin verecekler miydi? Rengi solmuş, hala mükemmel, nefes almayan bedenini? Onun soğuk tenine dokunmasına izin vermezlerdi. Bunun ne kadar zor olduğunu anlayabilirdi. Charlie ve diğer yaslı kişileri ölüden uzaklaştırana kadar beklemek zorundalardı. Bu ne kadar sürecekti? Onu gömerler miydi? Kendi çukurunu kazar mıydı? Ya da kan emiciler onun için gelirler miydi? Diğerleri benim tahminlerimi sessizlik içinde dinledi. Bunlardan daha fazla tahminde bulundum. Leah ve ben hemen hemen aynı zamanda geldik. O burun farkıyla beni geçtiğine emindi. Ben Sam'in sağ tarafına geçmek için acele ederken, o da erkek kardeşinin yanına çökerek oturdu. Paul döndü ve benim için bir yer açtı. "beatcha(anlamadım), tekrar" idye düşündü Leah, ama onu sadece ben duydum. Niye sadece benim ayakta olduğumu merak ettim. Sabırsızlıktan, omzumdaki tüylerim diken diken oldu. "Ee, neyi bekliyoruz?" diye sordum. Kimse bir şey söylemedi ama onların tereddüt içindeki duygularını duydum. "Hadi ama! Anlaşma bozuldu!" "Hiçbir kanıtımız yok. Belki de hastadır…" "OH! LÜTFEN!" "Tamam, detaylı bir kanıt toplamak oldukça güç. Hala….Jacob" Sam'in düşünceleri yavaşça, tereddütlü olarak geldi. "Bunu istediğine emin misin? Bu gerçekten doğru şey mi? Bella'nın bunu istediğini hepimiz biliyoruz." "Anlaşmada kurbanların tercihleri hakkında hiçbir şeyden bahsetmiyor, Sam!" "O gerçekten bir kurban mı? Onu bu sınıfa mı sokuyorsun?" "Jake", diye düşündü Seth. ""Evet. "onlar bizim düşmanımız değil." "Kapa çeneni çocuk. Sadece bir çeşit kahramanlık yaptın diye kan emicilere aşırı saygı duymaya devam ediyorsun, bu kuralları değiştirmez. Onlar bizim düşmanımız. Onlar bizim topraklarımızda. Onları biz aldık. Bir kere Edward Cullen ın yanında dövüşüp de eğlenmeni önemsemem." "O zaman Bella onlarla savaştığında ne yapaksın, Jacob? Hıh?" diye sordu Seth. "O zaman artık Bella değildir." "onu mahvetmeye çalışanlardan biri mi olacaksın?" Kendimi çekişmekten alamadım. "Hayır, olmayacaksın. O zaman bunu bizden birinin yapmasını isteyeceksin. Ve sonra her kim olursa o (öldüren), ona sonsuza kadar kin duyacaksın." "Duymam…" "Elbette duymazsın. Dövüşmeye hazır değilsin, Jacob." Sezgilerim öne çıktı ve çemberin karşısındaki kurtlara homurdanarak ileriye doğru uzandım. "Jacob!" Sam uyardı. "Seth, bir dakika için kapa çeneni." Seth'in başı öne düştü. "dong,neyi kaçırdım?"diye düşündü Quil. Toplantı yerine doğru koşuyordu. Charlie'nin aramasıyla ilgili olanları duydu. "Gitmeye hazırlanıyoruz" dedim ona. Niye Kim'i ikna etmiyorsun ve Jared'in ağzını yoklamıyorsun? Herkese ihtiyacımız var." "Buraya gel, Quil" diye emretti Sam. Henüz hiçbir şeye karar vermedik. Homurdandım. "Jacob, sürü için en iyisinin ne olacağını düşünmek zorundayım. Hepinizi en iyi şekilde koruyacak yolu seçmeliyim. Atalarımızın anlaşmayı yaptığı zaman değişti. Ben…şey, açıkçası Cullen ların bizim için tehlikeli olduğunu düşünmüyorum. Ve biliyoruz ki burada çok fazla kalmayacaklar. Eminim ki bir an önce bize hikayelerini anlatıp, gözden kaybolacaklar. Hayatımız normal akışına dönecek." "Normal?" "Eğer onlara meydan okursak, Jacob, kendilerini gayet iyi savunacaklardır." "Korkuyor musun?" "Bir erkek kardeşini kaybetmeye çok mu isteklisin?"durdu. "Ya da kız kardeşini?" bunu bir an düşündükten sonra ekledi. "Ben ölmekten korkmuyorum." "Biliyorum, Jacob. Senin fikrini sormamın nedenlerinden biri de bu." Gözlerinin içine baktım. "Atalarımızın anlaşmasını onurlandırmaya niyetin var mı yok mu? "Ben sürümü onurlandırırım. Onlar için en iyisini yaparım." "Ödlek" Dişlerini geri çekerken hayvan burnu gerildi. "Yeter, Jacob. Haddini aştın." Sam'in zihin sesi değişti ve tuhaf bir tını halini aldı, itaatsizlik edemezdik. Alfanın sesi. Çemberdeki her bir kurdun üzerinde bakışlarını gezdirdi. "Sürü kışkırtılmadıkça Cullenlara saldırılmayacak. Anlaşma ruhu sürüyor. Onlar bizim halkımız için tehlikeli değiller. Forks hakli için de tehlikeli değiller. Bella Swan bilinçli bir tercih yaptı ve onun seçiminden dolayı eski müttefiklerimizi cezalandırmayacağız." "Duy, duy" dedi Seth coşkulu bir şekilde. "Sanırım sana susmanı söylemiştim, Seth" "Oopps. Üzgünüm, Sam." "Jacob, nereye gittiğini düşünüyorsun?" Batıya doğru hareket ederek çemberden ayrıldım, yani ona arkamı dönebilirdim. Babama hoşça kal diyecektim. Anlaşılan buna daha fazla katlanmama gerek yoktu. "Aww, Jake, bunu tekrar yapmanı istemiyorum!" "Kapa çeneni, Seth" bir çok kişi aynı anda düşündü. "Ayrılmanı istemiyoruz" dedi Sam, düşüncesi öncekinden daha yumuşaktı. "Kalmam çok zor, Sam. Kendi yoluma gideceğim. Beni bir köle yaptın." "Öyle yapmadığımı biliyorsun." Artık söylenecek başka bir şey yoktu. Onlardan uzağa koştum. Ne yapacağımı düşünmemeye çalışmak çok zordu. Bunun yerine, uzun süren kurt aylarımla ilgili anılarıma konsantre olmaya çalıştım, insandan çok bir hayvanken ki anılarımı. Anı yaşamak, acıktığında yemek, yorulunca uyumak, susadığında içmek ve sadece koşmak istediğinde koşmak. Basit istekler, bu basit isteklere kolay cevaplar. Acı çok kolay şekillerde geldi. Açlığın acısı. Patilerin altındaki soğuk buzun acısı. Akşam yemeğini almak için yapılan kapışmalarda oluşan kesiklerin acısı. Her acının kolay bir cevabı var, acıyı bitirmek için net bir olay. İnsan gibi olmamak. Henüz, evime doğru koşarken, insan vücuduma geri döndüm. Özel olarak düşünmeye ihtiyacım vardı. Hala eve koşarken kıyafetlerimi çözdüm ve onları giydim. Sam çok açık bir kural koymuştu. Sürü Cullenlara saldırmayacak. Tamam. Tek başımıza şahsi bir oyundan bahsetmemişti. Hayır, sürü bugün kimseye saldırmayacaktı. Ama ben saldıracaktım.
|
||
|
|
|
|
|
#9 (permalink) | ||
![]() |
Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 9 (Bunun Olacağı Aklımın Ucundan Gecmedi) Babama hoşça kal demeyi gerçekten planlamamıştım. Tüm bunlardan sonra Sam'i çabucak çağırdım ve oyun başlayabilirdi. Onlar benden ayrılacak ve bana saldıracaklardı. Muhtemelen beni kızdırmaya veya incitmeye çalışacaklardı. Her nasılsa, bana bir çeşit güç uygulayacaklardı,dolayısıyla Sam yeni kuralları bir kenara koabilirdi. Fakat Biily farklı bir ruh hali içinde olacağımı bilerek beni bekliyordu. Depodaydı, ağaçlara doğru geldiğim yerde ,tekerlekli sandalyesinde oturmuş,gözlerini benim üzerime doğru dikmişti. Benim kararımı yargılayacağını gördüm. Direk olarak eve, garaja doğru geçtim. - Bir dakika Jake? Bir an için durdum. Ona baktım ve garaja doğru yöneldim. - Hadi ama çocuk. Biraz olsun bana yardım et. Dişlerimi gıcırdattım. Fakat ona bir dakikalığına yalan söylemezsem ,Sam le başının daha çok derde girebileceğine karar verdim. -Ne zamandan beri bana ihtiyacın var,yaşlı adam? Kıkırdayarak güldü. -Kollarım yorgün. Sue'lardan buraya kadar kendimi ittim. -Orası yokuş aşağı. Tüm yolu kayarak geldin. Sandalyesini onun için küçük tümsekten geçirdim ve oturma odasına doğru sürdüm. -Beni yakaladın. Bir saat boyunca yaklaşık 30 mil kadar yükseldiğimi düşünsene.(sanırım geldiği yolu kastediyor). Harikaydı. -Bu sandalyeyle kaza yapacaksın , biliyorsun. Sonra da dirseklerinle yerde sürünmeye başlayacaksın. -Hiç şansın yok. Beni taşımak senin görevin olacak. -Çok fazla yere gidemeyeceksin. Billy ellerini lastiklere koydu ve dolaba doğru yöneldi. -Hiç yemek kaldı mı? -Beni yakaladın. Paul tüm gün buradaydı, dolayısıyla muhtemelen kalmadı. Billy derin bir iç çekti. -Eğer açlıktan ölmek istemiyorsak ,gıdaları saklamak zorundayız. -Rachel a onun yerine kalmaya gitmesini söyle. Billy şaka yapıyordu ve gözleri yumuşadı. -Sadece birkaç haftadır onun evi sayılırız.ilk başlarda uzun zaman buradaydı. Bu zordu, annen gittiğinde onlar senden daha büyüktüler. Onlar bu evde daha çok sorunla karşılaşıyorlardı. -Biliyorum Rebecca evlendiğnden beri evde değildi,iyi bir özrü olduğunu düşündüm. Hawaii nin uçak biletleri çok pahalıydı. Washington State yeterince yakın olduğu için Rachel aynı savunmayı yapamıyordu…… -Şey,birkaç parça iş üzerinde çalışacağım…… kapıya doğru yürümeye başladım. -Bekle Jake. Bana ne olduğunu anlatmayacak mısın? Yeni gelişmelerden haberdar olmak için Sam i mi çağırmak zorndayım? Ona arkamı dönerek durdum, yüzümü saklıyordum. -Hiç bişey olmadı. Sam onlara veda ediyor.şimdi bizim bir demet sülük sever olduğumuzu düşün. -Jake… -Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. -Ayrılıyor musun,evlat? Ona nasıl söyleyeceğimi düşünürken oda uzun bir süre sessiz kaldı. "Rachel odasını geri alabilir. Onun hava şiltelerinden nefret ettiğini biliyorum." "Seni kaybetmektense yerde uymayı tercih eder. Ben de öyle." Homurdandım. "Jacob,lütfen. Eğer biraz….molaya ihtiyacın varsa.. tamam, dinlen. Fakat tekrar çok uzun olmasın. Geri gel." "Belki. Belki benim sahneye çıkma zamanın düğünlerdir. Sam'in bir minyatürünü yap, sonra da Rachel'ın. Jared ve Kim belki ilk gelenler olur. Muhtemelen takım elbise ya da onun gibi bişey olmak gerek." "Jake, bana bak" Yavaşça döndüm. "Ne?" Gözlerimin içine uzun bir süre baktı. "Nereye gidiyorsun?" "Gerçekten şu anda aklımda özel bir yer yok." Kafasını yana eğdi ve gözlerini kısdı. "Yok mu?" Birbirimizin gözlerine baktık. Saniyeler geçti. "Jacob" ,dedi. Sesi gergindi. "Jacob yapma. Buna değmez." "Neden bahsettiğini bilmiyorum." "Bela ve Cullen ları oldukları gibi bırak. Sam haklı." Bir dakika için ona baktım. İki uzun adımda içeri geçtim, telefonu kaptım ve kablonun bağlantısını prizden çektim.gri kordonu elimin etrafında doladım. "Hoşça kal baba" "Jake ,bekle" Arkamdan çağırdı ama kapının dışındaydım,koşuyordum. Motosiklet yeterince hızlı gitmiyordu,fakat böylesi daha tedbirliydi. Billy'nin depodan kendisini itmesini ve sonrasında da Sam'e mesaj ulaştırabilecek birisini aramasının ne kadar zaman alabileceğini merak ettim. Her iddiasına varım ki Sam hala kurt şeklindeydi. Eğer Paul bizim yerimize kısa bir zamanda gelirse bu sorun olabilirdi. Hemen dönüşüm geçirirdi ve Sam in benim ne yaptığımı bilmesini sağlardı… Bunun hakkında endişelenmeyecektim. Gidebildiğim kadar hızlı gittim. Eğer beni yakalarlarsa nesıl davranmam gerekiyorsa öyle davranırdım. Bisikletle bütünleştim ve çamurlu yola doğru yarış yapmaya başladım. Evi geçene kadar arkama bakmadım. Otoyol turist trafiğinden dolayı yoğundu. Bir sürü korna sesine ve el hareketlerine maruz kalarak arabaların arasından zik zak çizerek geçtim. Ne olacağına bakmadan 70 den 100 e çıktım. Bir minübüsün beni ezmesine engel olmak için bir dakikalığına çizgiden gitmek zorunda kaldım. Beni öldüreceğinden değil, ama bu beni yavaşlatırdı. Büyük kırık kemiklerim sonunda tamamen iyileşmişti. Bunu bilmek benim için iyi oldu. Yol birazcık açıldı. Motorun hızını 80 e düşürdüm. Dar yola yaklaşana kadar frene bamadım. Artık rahat olduğumu düşündüm. Sam bu kadar uzağa beni durdurmak için gelemezdi. Artık çok geçti. O an yapmayı düşündüğüm şeyden emin olamadım. Sonra gerçekten neyi yapmak üzere olduğumu düşündüm. Ağaçlara doğru giderken virajı ihtiyacım olandan daha da yavaş alarak hızımı 20 ye kadar düşürdüm. Bisikletli veya bisikletsiz, onların benim geldiğimi duyabileceğini biliyordum, dolayısıyla sürpriz değildi. Niyetimi saklamanın hiçbir yolu yoktu. Yeterince yaklaşır yaklaşmaz Edward benim planlarımı duyabilirdi. Belki de duymuştur bile. Fakat hala bunun işe yaramadığını düşündüm, çünkü egosunu kendi tarafıma almıştım. Benimle yalnız dövüşmek isteyecekti. Dolayısıyla, Sam'in benim için yaptığı kıymetli planlarını görerek sadece yürüdüm. Ve sonra Edward ı düello ya davet ettim. Homurdandım. Parazit muhtemelen tehtitçisinden bir tekme yiyecekti. Onunla işimi bitirdiğimde ,diğerleri beni yakalamadan alabildiğim kadarını alacaktım. Hıh ,Sam2in benim ölüm provakasyonuma saygı gösterip göstermeyeceğini merak ettim. Muhtemelen istediğim şeyi aldığımı söylerdi. Kan emici BFFs ni gücendirmek istemezdi. (benzer, Jacob un hissettikleriyle ilgili bir pragraf var, geçiyorum) Tam olarak ne beklediğimi bilmiyorum fakat büyük beyaz bodrum katının etrafında hayat olduğuna dair hiçbir işaret alamıyordum. Elbette benim burada olduğumu biliyorlardı. Motoru durdurdum ve sessizliği dinledim. Şimdi gerilimi, geniş kapının diğer tarafından gelen homurtuları duyabiliyordum. Birisi evdeydi. İsmimi duydum ve onlara küçük bir stres yaşattığım için gülümsedim. Derin bir nefes aldım. İçeride en kötüsü olabilirdi. Yasak bölgenin verandasına doğru ilerledim. Kapı ben dokunmadan açıldı ve arka planda doktor durdu. Gözleri kasvetliydi. "Slm, Jacob"dedi. Beklediğimden de sakin bir sesle. "Nasılsın?" Ağzımdan derin bir nefes aldım. Kötü koku kapıdan güçlü bir şekilde yayılıyordu. Cevap verenin Carlisle olması beni hayal kırıklığına uğrattı. Sivri dişlerini göstererek Edward'ın gelmesini tercih ederdim. Carlisle çok…insan ya da onun gibi bişeydi. Belki bu geçen bahar aram bozukken yaptığı ev çağırmalarındandı. Fakat onun yüzüne bakmak ve yapabilseydim onu öldürmeyi planladığımı bilmesi beni rahatsız etti. "Bela nın tekrar hayatta kalmasını sağladığını duydum "dedim. "Ee,Jacob, bu gerçekten iyi bir zamanla değil." Doktor huzursuz görünüyordu. Fakat beklediğim şekilde değil. "Bunu daga sonra yapabilir miyiz?" Hayretle ona baktım. Ölüm maçı için daha uygün bir randevu mu istiyordu? Ve daha sonra Bela nın çatlamış ve sert sesini duydum, ve başka bir şey düşünemedim. "Neden olmasın?" dedi birine. "Niye sırlarımızı Jacob tan da koruyoruz. Sorun ne?" Sesi beklediğim gibi değildi. Baharda dövüştüğüm genç vampirlerin sesini hatırlamaya çalıştım, fakat tüm hatırladığım hırıltıydı. Belki de bu yeni doğanları eski doğanların sesi henüz kuşatmamış, işlemememişti. "İçeri gel lütfen Jacob"dedi Bela daha sesli bir şekilde. Carlisle nin gözleri kısıldı. Bella'nın susayıp susamadığını merak ettim. Benim gözlerim de kısıldı. "Özür dilerim" dedim doktorun etrafında hareket ederek. Tüm iç güdülerim onlara karşı arkamı dönmenin zor olacağını söylüyordu. İmkansız da değildi. Güvenli vampir olmak diye bir şey varsa, o garip bir şekilde genç liderdi. Kavga başladığımda Carlisle den uzak durabilirdim. Onu içermese de öldürebileceğim yeterince vampir vardı. Sırtımı duvara dönük tutarak eve doğru yürüdüm. Odayı hızla gözden geçirdim — bana yabancı gelmişti. En son burada bulunduğumda parti için düzenlenmişti. Beyaz koltuğun yanında bir grup halinde duran altı vampiride içeren bir şekilde şimdi herşey aydınlık ve sadeydi. Hepsi buradaydı, hep birlikte, ama ağzımı açık bırakan ve durduğum yerde donup kalmama sebep olan şey bu değildi. Bunun sebebi Edward'dı. Edward'ın yüzündeki ifadeydi. Onu sinirliyken görmüştüm, küstahken görmüştümve bir keresinde acı içinde görmüştüm. Ama bu — bu şiddeli bir acının da ötesindeydi. Gözleri yarı çıldırmıştı. Bana bakmak için kafasını yukarı kaldırmadı. Yanındaki divana sanki biri onu ateşe vermiş gibi bakıyorudu. Elleri yanında sert pençeler halindeydi. Hatta onun acısından keyif bile almadım. Onu böyle baktırabilecek tek bir şey düşünebiliyordum, ve gözlerim onunkileri izledi. Onu kokusunu yakaladığım anda gördüm. Onun sıcak, temiz, insan kokusunu. Bella garip bir gevşek bir fetus pozisyonunda kıvrılmış ve koltuğun kolunun arkasında yarı gizlenmişti. Kolları dizlerinin etrafına sarılmıştı.Uzun bir saniye için onun hala benim sevdiğim Bella olmasından başka bir şey göremedim. Teni hala yumuşak, soluk şeftali rengindeydi. Gözleri hala aynı çikolata kahvesiydi. Kalbim garip, bozuk bir ritimde attı ve bunun yalnızca uyanmak üzere olduğum bir rüya mı olduğunu merak ettim. Ve sonra onu gerçekten gördüm. Gözlerinin altında derin halkalar vardı. Yüzü tamamen bitkin olduğu için koyu halkalar ortaya çıkmıştı. Daha mı inceydi? Teni gergin gözüküyordu — sanki elmacık kemikleri fırlayabilirmiş gibi. Koyu renkli saçlarının çoğu yüzünden dağınık bir topuzla topalnmıştı ama bir kaç tel gevşekçe alnına ve boynuna sarkmıştı. Parmaklarında ve bilekleriyle ilgili bir şey vardı. O kadar kırılgan gözüküyordu ki korkutucuydu. O hastaydı. Çok hastaydı. Bir yalan değildi. Charlie'nin Billy'e anlattığı hikaye gerçekten bir hikaye değildi. Ben ona bakarken teni açık yeşile döndü. Sarışın kanemici– havalı olan, Rosalie– garip korumacı bir şekilde durarak ve benim görüntümü keserek ona doğru eğilmişti. Bu yanlıştı. Bella'nın her konuda nasıl hissettiğini biliyordum– düşünceleri çok açıktı; bazen alnında yazılı gibi oluyorlardı. Bu yüzden anlamam için onun bana bu durumun her detayını söylemesi gerekmiyordu. Ben Bella'nın Rosalie'yi sevmediğini biliyordum. Bunu onun hakkında konuştuğu zamanlarda dudaklarının duruş şeklinden biliyordum. Yalnızca onu sevmiyorda değildi. O Rosalie'den korkuyordu. Ya da eskiden korkuyordu. Şimdi Bella'nın ona bakışında hiç korku yoktu. İfadesi… özür diler gibiydi ya da başka bir şey. Sonra Rosalie yerden bir kap aldı ve onu Bella'nın çenesinin altına tuttuğu anda Bella gürültüyle içine çıkarttı. Edward Bella'nın yanında dizlerinin üzerine düştü– gözlerindeki bakış tamamen işkence çekiyor gibi gözüküyordu– ve Rosalie onu uzakta durması için uyararak elini kaldırdı. Hiç biri bana bir anlam ifade etmiyordu. Yüzünü tekrar kaldırabildiği zaman, Bella, epe utanmış bir şekilde, zayıfça bana gülümsedi. "Bunun için üzgünüm," bana fısıldadı. Edward gerçekten sessizce inledi. Başı Bella'nın dizlerine düştü. Bella bir elini yanağına koydu. Sanki onu rahatlatmaya çalışıyormuş gibi. Rosalie bana tısdlayana kadar bacaklarımın beni ileriye götürdüğünü fark etmedim.Aniden benimle koltuk arasında ortaya çıktı. O televizyon ekranındaki biri gibi gözüküyordu. Onun orda olmaını önemsemiyordum. Gerçek gözükmüyordu. "Rose yapma," Bella fısıldadı. "Herşey yolunda." Sarışın yolumdan çekildi. Yinede onun bunu yapmaktan nefret ettiğini söyleyebilirdim. Onu görmezden gelmek tahmin ettiğimden çok daha kolaydı. "Bella, sorun ne ?" diye fısıldadım. Düşünmeden, bende kendimi koltuğun arkasından…kocasının üzerinden ona uzanırken, dizlerimin üzerinde buldum. Boştaki eline uzandım. Beni fark etmişe benzemiyordu ve ben ana sadece şöyle birbir bakış attım. Teni buz gibiydi. "Sen İyi misin?" Bu saçma bir soruydu. Cevap vermedi. "Bugün gelip beni gördüğün için çok mutluyum Jacob," dedi. Edward'ın onun düşüncelerini duyamadığını bilmeme rağmen, sözlerinden benim duymadığım bir anlam çıkarmış gibi gözüktü. Onu saran battaniyeye doğru tekrar inledi, ve Bella onun yanağını okşadı . "Neler oluyor Bella?" ellerimi onun soğuk, narin parmaklarının etrafına sarıp, ısrar ettim. Cevep vermek yerine, bakışlarında aynı anda hem yalvarma hemde bir uyarı ile, birşey arıyormuş gibiodayı gözden geçirdi. Altı çift endişeli, sarı göz ona geri baktı. Sonunda, Rosalie'ye döndü. "Kalkmama yardım et Rose." Rosalie'nin dudakları dişlerinin üzerinden geri çekildi ve sanki boğazımı deşmek istiyormuş gibi baktı. Sorunun kesinlikle bu olduğuna emindim. "Rose, lütfen." Sarışın bana bir bakış attı ama bir santim bile kıpırdamayan Edward'ın yanında, tekrar ona doğru eğildi. Kollarını dikkatlice Bella'nın kollarının altına koydu. "Hayır," fısıldadım. "Kalkma…" Çok zayıf gözüktü. "Senin sorunu cevaplıyorum," benimle herzamanki konuşma tonuna biraz daha yakındı. Rosalie Bella'yı koltuktan kaldırdı. Edward, yüzünü minderlere gömene kadar, durduğu yerde kaldı. Battaniye yere, Bella'nın ayaklarının altına düştü. Bella'nın bedeni şişmişti, gövdesi garip, hastalıklı bir şekilde büyümüştü. Omuzları ve kolları için çok büyük olan swetshirtünde kayboluyordu. Onun geri kalanı daha da küçük gözüküyordu. Sanki kocaman şişlik, ondan emdikleriyle büyümüş gibiydi. Onun hangi kısmının deformasyona uğradığını anlamak bir saniyemi aldı– Ellerini yumuşakça şişik karnının etrafına koyana kadar fark etmedim. Bir yukarıya, bir aşşağıya. Sanki onu kucaklıyormuş gibi. O zaman gördüm, ama hala inanamıyordum. Onu sadece bir ay önce görmüştüm.Onun hamile olmasının hiç bir yolu yoktu. Yni bu kadar hamile olmasının. Yine de öyleydi. Bunu görmek istemedim, bunun hakkında düşünmek istemedim. Onu Bella'nın içinde hayal etmek istemedim. Çok nefret ettiğim bir şeyin sevdiğim bir bedenin içinde olduğunu bilmek istemedim. Midem kalktı ve kusmuğumu geri yutmak zorunda kaldım. Ama bu ondan çok kötüydü. Çok daha kötü. Onun şekli bozulmuş bedeni, yüzünün derisinden dışarı fırlayan kemikler… Böyle gözükmesinin nedeni olarak yalnızca tahmin yürütebiliyordum– çok hamile, çok hasta– çünkü içinde her ne varsa kendisini beslemek için onun hayatını alıyordu. Çünkü o da bir canavardı. Tıpkı babası gibi. Herzaman bir gün onu öldüreceğini biliyordum. İçimde ki sözcükleri duyduğu zaman Edward'ın kafası hızla kalktı. Bir an için ikimizde dizlerimizin üstündeydik ve sonra o ayaklarının üzerinde, yanımda yükseliyordu. Gözleri tamamen siyahtı ve altlarındaki halkalar koyu mordu. "Dışarı, Jacob," hırladı. Bende ayaklarımın üzerindeydim. Aşağıya ona doğru bakıyordum. Bu benim burda olmamın sebeydi. "Hadi şunu yapalım," onayladım. Büyük olan Emmet, aç bakışlı olan Jasper hemen arkasında, Edward'ın diğer yanına fırladı. Gerçekten önemsemedim. Belki onlar işimi bitirdiklerinde sürüm kalanları temizlerdi. Belkide yapmazlardı. Önemli değildi. Saniyenin küçük bir parçası için bir an bakışlarım arkada duran iki kişiyle karşılaştı. Esme. Alice. Küçük ve dikkat dağıtıcı biçimde kadınsı. Her neyse, eminidim ki diğerleri ben onlar hakkında birşey yapamadan beni öldürürlerdi. Kızları öldürmek istemiyordum… hatta vampir kızları bile. Yine de o sarışın için bir istisna yapabilirdim. "Hayır," Bella'nın nefesi kesildi ve Edward'ın kolunu tutmak için dengesizce öne doğru tökezledi. Sanki ikisini birbirlerine bağlayan bir zincir varmış gibi Rosalie'de onunla birlikte hareket etti. "Sadece onunla konuşmam gerekiyor Bella,"Edward sadece ona hitab ederek alçak bir ses tonuyla konuştu. Onun yüzüne dokunmak için ileri uzandı. Onu okşamak için. Bu benim için odanın kırmızıya dönmesini sağladı, ateşi görmemi sağladı– ona yaptığı tüm şeylerden sonra, o hala ona bu şekilde dokunmaya izinliydi. "Kendini zorlama," devam etti, yalvararak. "Lütfen dinlen. İkimizde bir kaç dakika içinde dönmüş olacağız." Bella dikkatlice okumak istercesine yüzüne baktı. Sonra başını salladı ve koltuğa doğru geri düştü. Rosalie, yastıkalra doğru sırtını alçaltmasına yardım etti. Bella bakışlarımı yakalamaya çalışarak bana bakt. "Nazik davran,"ısrar etti. "Ve sonra geri gel." Cevap vermedim. Bu gün hiç bir söz vermiyordum. Bakışlarımı uzağa çevirdim ve ön kapıdan Edward'ı takip ettim. Rastgele, bağımsız bir ses onu gruptan ayırmanın o kadar da zor olmadığının farkına vardı. Kolay olmuştu, değil mi? Asla onun korumasız arkasına atlayacakmıyım diye kontrol etmeksizin, yürümeye devam etti. Sanırım kontrol etmeye ihtiyacı da yoktu. Ben ona saldırmaya karar verdiğğimde bilecekti. Bu da demek oluyordu ki bu kararı çok çabuk vermeliydim. "Daha beni öldürmen için hazır değilim Jacob Black" evden hızlı adımlarla uzaklaşırken fısıldadı. "Biraz sabırlı olman gerekiyor." Sanki onun programını önemsiyormuşum gibi. Hırladım. "Sabır benim özelliğim değidir." Evden belki metrelerce uzaklığa doğru, adımları benimkilerle birlikte, yürümeye devam etti. Tamamen sıcaktım, ellerim titriyordu. Sınırda, hazır ve bekliyordum. Uyarmakszın durdu ve yüzüme bakmak için döndü. Yüzündeki ifade yeniden donup kalmama sebep oldu. Bir saniye için ben yalnızca bir çocuktum– tüm hayatını aynı küçük kasabada geçirmiş bir çocuk. Sadece bir çocuk. Çünkü Edward'ın gözlerindeki kavurucu acıyı anlamak için bile daha çok uzun bir düre yaşamam gerekiyordu, çok daha fazla acı çekmem. Elini sanki alnındaki teri silecekmiş gibi kaldırdı ama parmakları yüzünde sanki granit tenini yırtıp atacakmış gibi dolaştı. Kara gözleri yuvalarında odağını kaybetmiş bir şekilde yandı. Ya da orada olmayan şeyleri görüyormuş gibi. Ağzı sanki çığlık atacakmış gibi açıldı ama ,hiç birşey çıkmadı. Bu kazığa bağlanıp yakılan bir adamın yüzüydü. Bir an için konuşamadım. Bu çok gerçekti, bu yüz–onun bir gölgesini evde gördüm, gözlerinde gördm ama bu sonu getirdi. Bella'nın tabutundaki son çivi. "O Bella'yı öldürüyor değil mi? O ölüyor." Ve biliyordum ki bunu söylediğimde yüzüm onun su altındaki bir yansıması gibiydi. Daha zayıf, farklı çünkü hala şoktaydım. Hla kafamda olanlrı toplayamamıştım– bu çok hızlı oluyordu. Onun bu fikre alışması için zamanı vardı. Ve farklıydı çünkü ben onu çoktan kafamda bir çok şekilde kaybetmiştim. Ve farklıydı çünkü o asla kaybetmem için tam anlamıyla benim olmamıştı. Ve farklıydı çünkü bu benim suçum değildi. "Benim suçum,"Edward fısıldadı ve dizlerinin bağı çözüldü. Önümde savunmasızca yere çöktü. Hayal edebileceğiniz en kolay hedef. Ama ben kar kadar soğuk hissettim– içimde ateş yoktu. "Evet," toprağa doğru inledi sanki yere günah çıkartıyormuş gibi." Evet o Bella'yı öldürüyor." Onun buruk çaresizliği beni rahatsız etti. Ben bir dövüş isteiştim. bir idam değil. Şimdi onun o kendini beyenmiş üstünlüğü neredeydi? "Peki nede Carlisle hiç bir şey yapmadı?" Hırladım. "O bir doktor değil mi? Onu Bella'nın içinden çıkarın." Bana baktı ve yorgün bir sesle yanıtladı. Sanki bir anaokulu öğrenvisine onuncu kez açıklama yapıyormuş gibi."Bize izin vermiyor." Kelimeleri anlamam bir dakikamı aldı. Tanrım. Tabiki, canavar yumurtası için öl. Bu çok Bella'ydı. "Sen onu iyi tanıyorsun," fısıldadı. " Nekadar da çabuk anladın… Ben anlamadım. Hemen değil. Dönüş yolunda benimle pek konuşmadı. Korktuğunu sanmıştım– doğal olan bu olurdu. Bella'nın onu bu duruma soktuğum için bana kızgın olduğunu düşünmüştüm. Onun hayatını tehlikeye attığım için. Tekrar. Gerçekten ne düşündüğünü asla tahmin edemezdim. Neyi halletmeye çalıştığını. Ailem bizi hava alanında karşılayınca doğrudan Rosalie'nin kollarına koşuncaya kadar bilemezdim. Rosalie'nin! Ve sonra Rosalie'nin ne düşündüğünü duydum. Onu duyuncaya kadar anlayamadım. Sen bir saniyede anladın…" yarı iç çekti, yarı inledi. "Bir dakika bekle. Size izin vermez mi?" Küçümseme dilimde asitti. "Hiç onun tam olarak elli beş kiloluk bir insan kız kadar güçlü olduğunu fark etmediniz mi? Siz vampirler ne kadar aptalsınız? Onu yere yatırın ve ilaçlarla bayıldın." "İstedim," diye fısıldadı. "Carlisle yapacaktı…" Ne yani bunun için fazla mı asildiler? "Hayır. Asillikten değil. Muhafızı işleri karıştırdı." Oh. Bu hikaye daha önce benim için tam bir anlam ifade etmemişti ama şimdi herşey yerli yerine oturmuştu. Sarışının yaptığı şey buydu demek ki. Bu işte onun çıkarı neydi? Güzellik kraliçesi Bella'nın çok kötü bir biçimde ölmesini mi istiyordu? "Belki."dedi. "Rosalie buna tam olarak bu şekilde bakmıyordur dedi." "Öyleyse önce sarışını indirin. Senin türün tekrar toplanabiliyor değil mi? Onu bir yap boza çevirin ve Bella'yla ilgilenin." "Emmet ve Esme onu koruyorlar. Emmet bize asla izin vermez… ve Charlisle bana Esme'ye karşı yardım etmez." sesi kayboluyordu. "Bella'yı benimle bırakmalıydın." "Evet." Yine de bunun için biraz geçti. Belki de o bunları onu hayat-emici canavarla mahvetmeden önce düşünmeliydi. Kendi kişisel cehenneminin içinden bana baktı, ve ben onun benimle aynı fikirde olduğunu görebiliyordum. "Bilmiorduk." dedi, sözcükleri bir nefes kadar sessizdi. "Asla hayal edemezdim. Daha önce Bella'yla benim gibi birşey olmamıştı. Bir insanın bizim türümüzden birinden hamile kalabileceğini nsaıl bilebilirdik ki–?" "Sonunda bu insan parçalara ayrıldığında mı?" "Evet," gergin bir fısıltıyla onayladı. "Onlar dışardalar. Sadist olanlar. Varlar. Ama baştan çıkarıclık yalnızca bir ziyafet için başlangıç. Kimse hayatta kalamaz." Bu düşünce onu tiksindirmiş gibi kafasını salladı. Sanki onun bir farkı varmış gibi. "Sizin gibiler için özel bir isim olduğunu fark etmemiştim," diye tükürdüm. Bana yüz yıllık gözüken bir bakışla baktı. "Sen bile Jacob Black benden, benim kendimden nefret ettiğim kadar nefret edemessin. Yanlış, diye düşündüm. Konuşmak için fazla öfkeli. "Beni şimdi öldürmek onu kurtarmaz."dedi yavaşça. "Peki ne kurtarır?" "Jacob benim için birşey yapman gerekiyor." "Senin için hiç bir şey yapmam parazit!" Bana o yarı-yorgün, yarı-çıldırmış gözlerle bakmaya devam etti. "Onun için?" Dişlerimi sıkıca birbirine kenetledim. "Onu senden uzak tutmak için herşeyi yaptım. Her şeyi. Çok geç."– özür dilemek için gok geç. "Onu tanıyorsun, Jacob. Benim anlayamadığım bile bir seviyede onunla bağlantılısın. Beni dinlemeyecek, çünkü onu küçümsediğimi düşünüyor. Bunun için yeterince güçlü olduğunu düşünüyor…" Öksürde ve sonra yutkundu. "Seni dinleyebilir." "Neden dinlesin ki?" Ağayı üzerinde sendeledi. Gözleri önceden daha parlak yanıyordu, daha vahşi. Vampirler akıllarını yitirebilir miydi? "Belki," düşüncelermi cevapladı. "Bilmiyorum. Ama bu aklını yitirmek gibi hissettiriyor."Kafasını salladı. Bunu onun önünde saklamaya çalışımak zorundayım çünkü stres onu daha da hasta ediyor. Yatıştırıcı olmak zorundayım; bunu daha zor hale getiremem. Ama artık bunun bvir önemi yok. Seni dinlemek zorunda!" "Ben ona senin na söylemedeiğim hiç bir şeyi söyleyemem. Benden ne yapmamı istiyorsun? Ona aptal olduğnu mu söylememi mi? Büyük ihtimalle bunu zaten biliyordur. Ona öleceğini söylememi mi? Bahse varım bunu da biliyordur." "Ona istediği şeyi teklif edebilirsin." Bana hiç bir anlam ifade etmiyordu. Delirmişliğin bir parçası mıydı? "Onu hayatta tutmaktan başka hiç bir şeyi umursamıyorum," sesi, aniden odaklanmış bir şekilde. "Eğer istediği bir çocuksa, alabilir. Yarım düzine çocukda yapabilir. Her ne isterse." Bir an duraksadı. "Yavru köpekleri de olabilir eğer istediği buysa." Bakışları bir anlığına benimkilerle buluştu ve yüzü ince kontrol tabakasının altında çıldırmıştı. Onun sözlerini anladığımda sert bakışım parçalara ayrıldı ve ağzımın şokla açık kaldığını hissettim. "Ama bu şekilde değil!" ben daha toparlanamadın tısladı. "Ben orada yardımım olmaksızın dikilirken o şey ondan hayatını emip alırken değil! Onun dahada hastalandığını ve harcanıp gittiğini izlemek. Onu incittiğini izlemek." Biri onu midesinden tekmelemiş gibi hızlı bir nefes aldı. "Onun nedenini görmesini sağlamalısın Jacob. Artık beni dinlemeyecek. Rosalie sürekli orada, onu düzenli besliyor– onu cesaretlendiriyor. Onu koruyor. Hayır, o şeyi koruyor. Bella'nın hayatı onun için hiç bir şey ifade etmiyor." Boğazımdan gele ses öksürüyormuşum gibiydi. Bu ne söylüyordu? Bella'nın ne yapması gerektiğini söylüyordu? Bir bebek sahibi olmak mı? Benimle mi? Ne ? Nasıl? Ondan vaz mı geçiyordu? Ya da onun paylaşılmayı önemsemeyeceğini mi düşünmüştü? "Hangisi olursa. Hangisi onu canlı tutacaksa." "Bu şimdiye kadar söylediğin en çılgınca şeydi." diye mırıldandım. "Seni seviyor." "Yeterince değil." Bir bebek sahibi olmak için ölmeye hazır. Belki de daha az tehlikeli bir şeyi kabul edecektir." "Onu hiç tanıyamadın mı?" "Biliyorum, biliyorum. Onu ikna etmemiz gerekecek. İşte sana ihtiyacım olmasının nedeni de bu. Onun nasıl düşündüğünü biliyorsun. Onun mantıklı düşünmesini sağla." Onun ne teklif ettiğini düşünemedim bile. Bu çok fazlaydı. İmkansız. Yanlış. Hastalıklı. Haftasonu için Bella'yı ödünç almak ve sonra kiralık bir film gibi pazartesi sabahı geri getirmek mi? Çok saçma. Çok cezbedici. Düşünmek istemiyordum, hayal etmek istemiyordum ama yine de görüntüler beynime üşüştü. Bizim için hala bir umut varken Bella'yı bir çok kez o şekilde hayal etmiştim ve çok sonra açıkça bu hayaller yanlızca geride iltahaplı yaralar bırakıyordu. Çünk hiç bir ihtimal yoktu. Hemde hiç. O zaman kendime yardım edememiştim. Şimdi kendimi durduramıyordum. Kollarımda Bella, Bella ismimi söyleyerek iç çekiyor… Dahada kötüsü, daha önce hiç düşünmediğim bu yeni imge Eğer bana göstermemiş olsaydı yıllarca onu yüzünden acı çekmeyeceğimden emin olduğum bir imge. Şimdi, orada çakılıp kalmıştı. Bir tohum gibi, iplik iplik beynimi sarmalıyordu– zehirleyici ve durdurulamaz. Bella , sağlıklı ve parlıyor, şimdikinden çok daha farklı ama birşey aynı: vücudu, şeklini kaybetmemiş, daha doğal bir şekilde değişmiş. Karnı benim çocuğumla yuvarlaklarşmış. Aklımdaki zehirli tohumdan kaçmaya çalıştım. "Onun mantıklı düşünmesini sağla mı? Hangi evrende yaşıyorsun?" "En azından dene." Hızlıca başımı salladım. Verdiğim olumsuz cevabı görmezden gelerek bekledi. Çünkü kafamdaki savaşı duyabiliyordu. "Bu deli saçması da nereden geldi? Bunuda gidişin gibi uyduruyormusun?" "Ne yapmayı planladığını fark ettiğimden beri yalnızca onu kurtarmanın yollarını arıyordum. Ne için ölebileceğini. Ama seninle nasıl contak kuracağımı bilmiyordum. Çağırsam beni dinlemeyeceğini biliyordum. Eğer bu gün gelmiş olmasaydın, çok yakında seni bulmaya gelecektim. Ama onu bir kaç dakikalığına bile olsa bırakmak çok zor. Onun durumu… çok çabuk değişiyor. O şey…büyüyor. Çok çabuk. Şu an ondan uzakta olamam." "O şey ne?" Hiç birimizin bir fikri yok. Ama o Bella'dan daha güçlü. Şimdiden." Sonra aniden onu görebildim– kafamdaki şişkin canavarın onun vücudunu parçalayarak çıkmasını. "Durdurmama yardım et," diye fısıldadı. "Bunun olmasını durdurmama yardım et." "Nasıl? Ona damızlık servisimi önererek mi?" Bunu söylediğimde irkilmedi bile ama ben irkldim. "Sen gerçekten de hastasın. O bunu asla dinlemeyecek." "Dene. Artık kaybedecek hiçbir şey yok. Bu nasıl can yakabilir ki?" Benim canımı yakacaktı. Zaten Bella tarafından yeterince geri çevrilmemişmiydim? "Onu kurtarmak için birazcık acı? Bu o kadar yüksek bir bedel mi?" "Ama bu işe yaramayacak." "Belki yaramaz. Yine de belki bu onun kafasını karıştırır. Belki de bulduğu çözümde kafasının karışmasını sağlar. Tüm ihtiyacım olan şey bir anlık şüphe." "Ve sen sonra teklifinin altından halıyı mı çekeceksin? Yalnızca dalga geçiyordum Bella?" "Eğer bir çocuk istiyorsa, bu sahip olduğu şey olacak. Vazgeçmeyeceğim." Bu konu hakkında konuştuğuma bile inanamıyordum. Bella bana yumruk atacaktı– bunu önemsedeiğimden değil ama bu büyük ihtimalle onun elini yeniden kıracaktı. Benim kafamı karıştırıp, konuşmasına izin vermemeliydim. Onu şu an öldürmeliyim. "Şimdi değil," diye fısıldadı. "Henüz değil. Doğr ya da yanlış bu onu mahveder ve sende bunu biliyorsun. Aceleci olmana gerek yok. Eğer seni dinlemesse istediğin şansı alırsın. Bella'nın kalbi atmayı bıraktığı an , beni öldürmen için yalvarıyor olacağım." "Uzun süre yalvarmana gerek kalmayacak." Yıpranmış bir gülümseme kalıntısı dudağının köşesinde titreşti. "Sabırsızlıkla bekliyor olacağım." "O halde bir anlaşmamız var." Başını salladı ve soğuk, taş gibi elini uzattı. Tiksintimi engellemeye çalışarak, onun elini tutmak için uzandım. Ellerim kayanın üzerinde kapandı ve bir kere salladım. "Bir anlaşmamız var," onayladı.
|
||
|
|
|
| CaPoNe Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: |
alacakaranlık (07.02.2010)
|
|
|
#10 (permalink) | ||
![]() |
Breaking Dawn-Şafak Vakti Türkçe Çeviri Bölüm 10 (Neden Sadece Çekip Gidemiyorum) Ne olduğunu bilmiyorum sanki – öyle hissediyorum. Sanki bu gerçek değil. Kötü bir durum komedisinin barbar versiyonunun içindeymişim gibi. Baş amigo kıza balo hakkında soru sormak üzere olan sosyal yönü zayıf biri olmak yerine, vampirin karısına birlikte yaşamayı ve bebeğimi dünyaya getirmesini sormak üzere olan ikinci sırada bırakılmış bir kurt adamdım. Hayır, bunu yapmazdım. Bu çarpık ve yanlıştı. Bunun hakkında ne söylediğini unutacaktım. Ama onunla konuşacaktım. Beni dinlemesini sağlamaya çalışacaktım. Ve o dinlemeyecekti. Her zamanki gibi. Edward eve dönen yolda öncülük ederken, düşüncelerime cevap vermedi ya da yorum yapmadı. Durmak için seçtiği yer hakkında meraklandım. Ötekilerin onun fısıltılarını duyamayacağı kadar, evden yeterince uzak mıydı? Önemli olan bu muydu? Belki. Kapıdan yürüyerek geçtiğimizde, diğer Cullen'ların gözleri şüpheli ve şaşkındı. Hiçbiri iğrenmiş ya da öfkelenmiş görünmüyordu. Demek ki Edward'ın benden istediği iyiliği, hiçbiri duymamıştı (öyle olması gerekiyordu). Açık girişteyken tereddüt ettim, şuan ne yapmam gerektiğine emin değildim. Azıcık nefes alınabilir hava dışarıdan içeri esiyordu, bu tam orada (dışarıyı kastediyor sanırım) daha iyiydi. Edward topluluğun ortasına, omuzları dik bir şekilde yürüdü. Bella onu endişeyle izledi, ve sonra bir saniyeliğine gözleri bana kaydı. Sonra yine onu izliyordu. Yüzü grimsi bir solgunluğa döndü, ve stresin onun hislerini daha kötü yaptığı hakkında Edward'ın ne demek istediğini görebiliyordum. "Jacob ve Bella'nın özel konuşmasına izin vereceğiz," dedi Edward. Sesinde hiçbir ton değişimi yoktu. Robot gibi. "Anca kül yığınlarımı çiğneyerek," diye ona tısladı Rosalie. Hala Bella'nın başının etrafında dolanıyordu, soğuk ellerinden biri Bella'nın soluk renkli yanağına, sahip çıkarcasına yerleşmişti. Edward ona bakmadı. "Bella," dedi yine aynı boş ses tonuyla. "Jacob seninle konuşmak istiyor. Onunla birlikte yalnız olmaya korkuyor musun?" Bella bana baktı, şaşkındı. Sonra Rosalie'ye baktı. "Rose, sorun değil. Jake bize zarar vermeyecek. Edward'la git." "Bu bir hile olabilir," diye sarışın uyardı. "Nasıl olabilir bilmiyorum," dedi Bella. "Carlisle ve ben her zaman senin tarafında olacağız, Rosalie," dedi Edward. İfadesiz sesi çatlıyordu, olanlara sinirini göstererek. "Onun korktuğu kişiler bizleriz." "Hayır," diye fısıldadı Bella. Gözleri parlıyordu, kirpikleri ıslaktı. "Hayır, Edward. Ben korkmuyorum…" Kafasını salladı, birazcık gülümseyerek. Gülümsemesi acılıydı, bakılacak gibi değildi. "O anlamda demedim, Bella. İyiyim. Benim hakkımda endişelenme." Hasta edici. Haklıydı – incinmiş hisleri (Edward'ın) hakkında kendisiyle (Bella) savaşıyordu. Bu kız klasik bir şehitti. O tamamıyla yanlış yüzyılda doğmuştu. O daha önce yaşamış olmalıydı, kendini iyi bir nedenle, birkaç aslanı beslemek için feda edebileceği bir zamanda. "Herkes," dedi Edward, eli sertçe kapıyı işaret ediyordu. "Lütfen." Titreyen Bella için sakinliğini korumaya çalışıyordu. Dışarıda olduğu gibi, delilikle yanan adam haline ne kadar yakın olduğunu görebildim. Diğerleri de gördü. Sessizce, onlar kapıdan dışarı hareket ederken, ben de yoldan çekilerek onlarla yer değiştim. Hızlı hareket ettiler; kalbim iki kez attı, ve oda Rosalie dışında boşalmıştı, Rosalie zeminin orta yerinde tereddüt ediyordu, ve Edward, hala kapıda bekliyordu. "Rose," dedi Bella sessizce. "Gitmeni istiyorum." Sarışın Edward'a ters ters baktı ve sonra onun önce gitmesi için bir hareket(jest) yaptı. (Edward) kapının dışında gözden kayboldu. Uzun, uyarıcı ve yanan gözlerle bana baktı, ve sonra o da gözden kayboldu. Artık yalnız kaldığımızda,oda boyunca ilerledim ve Bella'nın yanına yere oturduk.Ellerini avucumun içine aldım,nazikçe ovuşturdum. "Sağol Jake.Bu iyi geldi." "Yalan söyleyecek değilim Bella.İğrenç görünüyorsun" "Biliyorum" diye iç çekti."Korkunç görünüyorum" "Bataklıktan çıkmış korkunç bir yaratık gibi" Güldü. "Yanımda olman ne güzel. Gülmek iyi geldi. Bu drama daha ne kadar katlanabilirim bilmiyorum" Gözlerimi devirdim. "Peki,peki" dedi, onayladı. "Bunların nedeni benim" "Evet sensin.Aklından ne geçiyor Bella, ciddiyim" "Beni azarlamanı mı istedi senden?" "Sayılır ama beni dinleyeceğin fikrine nerden kapıldı anlamadım. Daha önce hiç dinlemedin de…" İç geçirdi. "Sana demiştim.." diye söze başladım. "Sana demiştim'in bir kardeşi olduğunu biliyor muydun? Jacob" diye sordu, sözümü keserek. "Adı kapa o lanet olasıca çeneni" "İyiydi" Bana bakarak sırıttı.Cildi kemiklerinin üzerinde gerildi. "Bu espri bana ait değil,Simpsons'ın tekrarlarından aşırdım" "O bölümü kaçırmışım" "Komik bir bölümdü" Bir süreliğine ikimiz de konuşmadık.Elleri biraz ısınmaya başlıyordu. "Gerçekten benimle konuşmanı mı istedi" Başımı salladım."Seni mantığa davet etmemi istedi.ama daha başlamadan kaybedilmiş bir savaş bu" "Peki neden yaparım dedin?" Cevap vermedim.Nedeni bildiğimden emin değildim. Onunla geçirdiğim her dakika,aslında daha sonra çekeceğim acıyı biraz daha arttıracaktı.Yeterli zulası olmayan bir keş gibiydim,mahrum kalacağım günü bekliyordum.Şimdi ne kadar doz alırsam,zulam bittiğinde de o kadar zor olacaktı. "Bu işe yarayacak,biliyor musun" dedi bir süre sonra "Buna inanıyorum" Yine öfkeden gözüm döndü "Bunama semptomlarından biri mi" diye sordum Güldü,Ama sinirler ellerim,onun ellerinin etrafında titriyordu. "Belki" dedi. "Bunun kolay olacağını söylemiyorum,Jake. Ama şimdiye kadar yaşadıklarımı yaşayıp da sihre nasıl inanmam" "Sihir mi?" "Özellikle senin için" dedi.Gülümsüyordu.Ellerinden birini kurtardı,yanağıma bastırdı.Eli deminkinden sıcaktı ama yine de cildime soğuk geliyordu, pek çok şey gibi. "Her şeyi düzeltmek için bekleyen bir sihrin var" "Ne zırvalıyorsun" Hala gülümsüyordu. "Edward bir kere bana sizin mühürleme olayının neye benzediğini söylemişti." "Bir Yaz Gecesi Rüyası gibi sihirli bir şey olduğunu söylemişti.Aradığın şeyi bulduğunda,bunların hepsi sana mantıklı gelecek" Eğer bu kadar narin görünmeseydi,çığlık atıyor olurdum. Öyle olduğu için ona kükredim. "Mühürlemenin,bu deliliğin mantıklı göstereceğini mi söylüyorsun" Uygun kelimeleri bulmaya çalıştım "Bir gün bir yabancıyı mühürleyecek olmam,bunu mantıklı mı kılacak yani;?" dedim parmağımla şişmiş vücuduna işaret ederek. "O zaman seni sevmemin ne anlamı vardı? Senin onu sevmenin ne anlamı vardı? Öldüğün zaman…"dedim,sözcükler bir homurtu gibi çıktı."Her şey bir daha nasıl düzelecek?Bütün acının anlamı ne?Benim,senin,onun!Onu da kendinle birlikte öldüreceksin,umurumda olduğundan değil." Yüzünü buruşturdu.Ama devam ettim. "Çarpık aşık hikayenin ne anlamı olacak o zaman? Eğer bir mantığı varsa görmemi sağla bella çünkü ben anlayamıyorum" İçini çekti "Henüz bilmiyorum Jake, Ama bütün bunların sonunun iyiye çıkacağı gibi bir his var içimde.Buna inanç de,ne dersen de." "Bir hiç uğruna öleceksin bella,bir hiç…" "Yüzümdeki elini,şişmiş karnına götürdü ve okşadı.Bana ne düşündüğünü söylemek için kelimelere ihtiyacı yoktu.Onun için (ona sahip olmak için) ölüyordu. "Ölmeyeceğim" dedi,dişlerinin arasından."Kalbimin atmasını sağlayacağım,buna gücüm yeter" "Bu saçmalık(load of crap), Bella "Olağanüstü bir şeyi zaten çok uzun bir süredir sürdürmeye çalışıyorsun.Normal bir insan bunu yapamaz.Bu kadar güçlü değilsin" Ellerini yüzüme götürdüm.Nazik olmayı hatırlamama gerek yoktu.Onunla ilgili her şey her an kırılabilirim der gibi bağırıyordu sanki. "Bunu yapabilirim,bunu yapabilirim" diye mırıldandı. "Bana hiç de öyle gelmiyor.Peki planın nedir.Umarım bir planın vardır" dedim Gözlerime bakmayan başını salladı ve "Esmenin bir uçurumdan atladığını biliyor muydun" dedi" "Henüz insanken yani" "Eeee?" "Eee'si,ölüme çok yaklaşmıştı onu acile götürmeye bile zahmet etmediler.Doğrudan morgun yolunu tuttular.Carlisle onu bulduğunda kalbi hala atıyordu" Az önce "kalbimin atmasını sağlayacağım" dediğinde kastettiği buydu "Bunun üstesinden insan başına gelmeye çalışacaksın" dedim,tepkisizce. "Hayır,aptal değilim" bakışlarımı yakaladı "Bu noktada kendi fikrin belirmiştir sanıyorum" dedi "Acil durumlar için vampire dönüştürme (Emergency vampirization)" diye mırıldandım. "Esme'de işe yaramıştı.Ve Emmett,Rosalie,hatta Edward'da.Hiçbirinin durumu iyi değildi,Zaten Carlisle da onları ya bu ya da ölüm,başka bir seçenek olmadığı için dönüştürdü,insanları öldürmüyor o ,hayat kurtarıyor" Daha önce hissettiğim gibi,vampir doktor hakkında yine kendimi suçlu hissettim.Sonra bu düşünceyi zihnimden attım,yalvarmaya kaldığım yerden devam ettim. "Beni dinle,Bells.Böyle yapma." Daha önce,Charlie'den telefon geldiği anda olduğu gibi,bunun benim için neleri değiştireceğini anlayabiliyordum.Onun ne şekilde olursa olsun hayatta kalmasına ihtiyacım olduğunun farkına varmıştım.Ne şekilde olursa olsun.Derin bir nefes aldım. "Çok geç olana kadar bekleme, Bella.Böyle yapma.Tamam mı?Sadece hayatta kal.Bunu bana yapma.Bunu ona yapma." Sesim daha kuvvetli ve daha yüksek çıkmaya başladı. "Sen ölünce onun ne yapacağını biliyorsun.Bunu daha önce gördün.O İtalyan katillerin yanına gitmesini mi istiyorsun?" Kanepede huzursuzca kıpırdandı. Bu sefer buna gerek kalmayacağıyla ilgili kısımdan bahsetmedim tabi. Sesimi biraz yumuşatmaya çalışarak sordum, "Hani o yeni doğanlarla karşılaştığımız zamanı hatırlıyor musun,bana ne demiştin?" Bekledim ama cevap vermedi.Dudaklarını mühürledi. "Bana uslu durmamı ve Carlisle'ı dinlememi söylemiştin" diye hatırlattım ona. "Ve ben ne yaptım.Vampirin sözünü dinledim.Senin için" "Yapman gereken bu olduğu için onu dinledin" "Peki, başka bir neden seç" Derin bir nefes aldı "Şimdi doğru zaman değil" Karnındaki kocaman yuvarlak şişkinliğe baktı ve fısıldayarak "Onu öldürmeyeceğim" dedi Ellerim yine titredi. "Aaaa…müjdeyi duymamışım.Hoplayıp zıplayan bir oğlan çocuğu mu?Mavi balon getirseymişim keşke…" Yüzü pembeleşti.Rengi o kadar güzeldi ki sanki mideme bir bıçak saplanır gibi oldum.Tırtıklı,sivri uçlu ve paslı bir bıçak. Bunu bir kez daha kaybedemezdim. "Erkek olduğundan emin değilim" diye itiraf etti,safça. "Ultrason çalışmıyor.Bebeği çevreleyen zar çok kalın.Tıpkı onların derileri gibi.Yani hala gizemini koruyor.Ama hayallerimde hep bir erkek çocuğu var." "O içerdeki şirin,küçük bir çocuk değil Bella" "Göreceğiz" dedi,neredeyse kendini beğenmiş sayılabilecek bir ifadeyle. "Sen göremeyeceksin" diye homurdandım. "Çok kötümsersin Jacob. Bundan kurtulabilme şansım var" Cevap veremedim.Yere baktım, öfkemi kontrol altında tutabilmek için yavaş yavaş ve derin derin nefes almaya başladım, "Jake" dedi ve saçımı karıştırdı,sonra yanağımı okşadı "Her şey düzelecek.Hişş.." Başımı kaldırmadım. "Hayır hiçbir şeyin düzeleceği yok" Yanağımdaki ıslaklığı eliyle sildi "Hişşş…" "Anlaşma ne Bella?" dedim,açık renkli halıya bakarak.Ayaklarım çamurluydu,halıyı kirletiyordu.Güzellll. "Vampirini dünyadaki her şeyden çok istediğini sanıyordum.Ve şimdi ondan vaz mı geçiyorsun.Bu bana mantıklı gelmedi.Ve ne zamandan beri anne olmak için bu kadar heveslisin.Madem bu kadar istiyordun neden gidip bir vampirle evlendin?" Mevzu,onun Bella'ya yapmamı istediği teklife tehlikeli bir biçimde yaklaşmıştı.Ağzımdan çıkan sözcükler bu doğrultuda ilerliyordu,onlara engel olamıyordum. İç geçirdi. "Durum bu değil.Aslında bebek sahibi olmak pek umurumda değildi.Aklıma bile gelmemişti.Bebek sahibi olmakla alakası yok bunun.Bu bebekle ilgili." "O bir katil,Bella,kendine bir bak!" "Değil,katil olan asıl benim.Zayıfım,insanım.Ama bunun üstesinden gelebilirim Jake,yapabilirim…" "Aaaa… Hadi ama.Kapa çeneni,Bella!Bunları kan emici kocana yutturabilirsin ama beni kandıramazsın.Bu sefer kandıramayacaksın.Bunu yapamayacağını sen de biliyorsun" Öfkeyle yüzüme baktı. "Hayır,ama endişelerim var,bu doğru" "Endişe mi?" dedim dişlerimin arasından. Bir an nefesini tuttu sonra karnını sıkıca kavradı.Öfkem sanki düğmesine basılıp da kapatılmış gibi aniden sönüverdi. "İyiyim" dedi ,zor nefes alarak "Bir şey yok" Ama onu duymadım.Elleri,üzerindeki sweatshirt'ü çekiştirmişti ve tenini gördüm. dehşete düşmüş bir şekilde bakakaldım. Karnı,sanki mor-siyah bir boyayla büyük fırça darbeleri atılmış gibi görünüyordu. Baktığımı gördü ve hemen giysisini düzeltti. "Sadece çok güçlü,hepsi bu."dedi,onu savunarak. Mor noktalar,çürüktü. Nutkum tutuldu.Edward'ın, "onun Bella'yı incitmesini izlemek" derken ne kastettiğini anladım.Birden bire aklımı kaçırıyor gibi oldum. "Bella" dedim Sesimdeki değişikliği fark etti, başını kaldırdı,zar zor nefes alıyordu,kafası karışmış gibi bakıyordu. "Bella,bunu yapma" "Jake…" "Beni dinle.Hemen cevap verme.Tamam mı önce bir dinle.Peki ya…" "Peki ya ne?" "Peki ya bu tek şansın değilse?Ya kazan,ya kaybetten ibaret değilse,Uslu bir kız olur Carlisle'ın sözünü dinleyip hayatta kalsaydın?" "Hayır olmaz" "Dur daha bitirmedim.Böylece hayatta kalırsın.Baştan başlarsın.Bu sefer olmadı.Bir daha denersin" Kaşlarını çattı.Bir elini kaldırdı ve kaşlarımın birleştiği yere( bir dakika Jacob tek kaş mı yoksa ben mi yanlış anladım neyse) dokundu.Elleri alnımda gezindi ve bir süre dediklerimi çözmeye çalıştı "Anlamıyorum..Bir daha dene derken ne kastettin? Edward'ın buna izin vereceğini düşünüyor olamazsın?Zaten ne fark eder ki? Eminim her çocuk.." "Evet" diye sözünü kestim "Ondan olacak her çocuk,aynı olur" Kafa karışıklığı,yorgun çehresine yansıdı."Ne?" Ama başka bir şey söyleyemedim.Hiç bir anlamı yoktu.Onu kendinden korumama imkan yoktu.Zaten buna hiç gücüm yetmemişti. Sonra birden anladığını fark ettim" "Ha..Lütfen,Jacob.Bebeğimi öldürüp onun yerine yapay döllenmeyle başka bir bebek mi yerleştireyim."Sinirden çılgına dönmüştü."Neden bir yabancının bebeğini isteyim ki?Demek hiçbir farkı yok.Her bebek aynı işi görür yani!" "Bunu kastetmemiştim."diye mırıldandım "Bir yabancının bebeği değil" İleri doğru eğildi, "O zaman ne demeye çalışıyorsun?" "Hiçbir şey… Her zamanki gibi hiçbir şey demiyorum" "Nerden çıktı bu?" "Unut gitsin Bella" Şüpheyle kaşları çattı. "Sana bunu söylemeni o mu söyledi?" Tereddüt ettim.Hemen bu manayı çıkarmasına şaşırdım "Yoo.." "Söyledi, değil mi!" "Hayır,gerçekten.En azından yapay bilmem ne hakkında hiçbir şey demedi" Sonra yüzü yumuşadı,ve bitkin düşmüş halde tekrar yastıklara gömüldü.Bana bakmadan konuşmaya devam etti. "Benim için her şeyi yapar,değil mi?Ve ben ona çok acı çektiriyorum.Ama bunu(elini karnında gezdirdi) bir yabancının bebeğiyle değiştireceğimi düşünürken aklından ne geçiyordu" Sonlara doğru sesi azaldı,azaldı.Gözleri nemlenmişti. "Onu incitmek zorunda değilsin" diye fısıldadım.Edward için ona yalvarıyor olmak,sanki ağzımı bir zehir gibi yakıyordu.Ama bu onu hayatta tutabilmek için elimdeki en iyi şanstı.Yine de 1000'e 1 veriyordu. "Onu tekrar mutlu edebilirsin ,Bella.Gerçekten aklını kaçırmaya başladığını düşünüyorum.Gerçekten bak" Dinliyor gibi değildi.Elleriyle karnının üzerinde daireler çiziyordu ve bir yandan da dudaklarını kemiriyordu Epeyce uzun bir süre geçti.Acaba Cullen'lar, onu mantığa davet etmek için verdiğim acınası çabayı duyabiliyorlar mıydı? "Yabancı değil?"diye kendi kendine mırıldandı.Korkuyla geri çekildim "Edward sana tam olarak ne dedi?" dedi kısık sesle. "Hiçbir şey.Sadece bana kulak vereceğini düşünüyordu" "Hayır o konuda değil.Tekrar denemekten bahsediyorum" Beni göz hapsine aldı.Zaten hareketlerimle belli ettiğimden emindim "hiçbir şey" Ağzı hafifçe açıldı "Wooow" Birkaç kalp atımlık süre boyunca sessiz geçti.Ayaklarıma baktım,onunla göz göze gelemiyordum. "Gerçekten de her şeyi yapar,değil mi" diye fısıldadı. "Sana aklını yitirmeye başladığını söylemiştim.Ciddiydim,Bells" "Ama neden hemen onu ele vermedin.Başını belaya sokmadın?" Başımı kaldırdığımda sırıtıyordu. "Aklımdan geçmedi değil" dedim.Sırıtmaya çalıştım ama gülümseme bütün yüzümü kaplamıştı. "Sen de benim için her şeyi yaparsın,değil mi?"diye fısıldadı. "Neden kendinize dert ediyorsunuz anlamıyorum.İkinizi de hak etmiyorum aslında" "Ama hiçbir şeyi değiştirmiyor yine de,değil mi?" "Bu sefer değil" diye iç geçirdi. "Bunu anlamanı nasıl sağlayabilirim bilmiyorum.Nasıl elime bir tabanca alıp seni vuramazsam-çünkü seni seviyorum,onun hayatına da son veremem(eliyle karnını gösterdi). "Neden hep yanlış şeyleri sevmek zorundasın,Bella?" "Öyle yaptığımı sanmıyorum" Boğazımda düğümlenen şeyi temizlemeye çalıştım,sesimin istediğim gibi sert çıkarmaya çalıştım "Emin olabilirsin" dedim Gitmek için ayaklandım "Nereye gidiyorsun?" "Burada bir faydam yok artık" "İncecik elini havaya kaldırdı,yalvararak, "Gitme" dedi Bağımlılığımın beni dibe çektiğini hissedebiliyordum. "Buraya ait değilim.Geri dönmeliyim" dedim "Bugün neden geldin?" diye sordu. "Hala hayatta olup olmadığını görmek için.Charlie hasta olduğunu söylediğinde ona inanmadım" Yüzündeki ifadeden bunu yutup yutmadığını çıkaramadım. "Bir daha gelir misin? Şeyden önce…" "Buralarda kalıp ölüşünü seyredemem,Bella" Geri çekildi. "Haklısın,Halksın gitmen gerek" dedi Kapıya doğru yöneldim. "Güle güle!" diye fısıldadı arkamdan. "Seni seviyorum Jake" Neredeyse geri dönecektim.Arkama dönüp,dizlerimin üzerine çöküp tekrar yalvarmaya başlayacaktım. Ama Bella'yı bırakmam gerekiyordu,bu beni öldürmeden önce,tıpkı onu öldürdüğü gibi" "Tabi,tabi" diye mırıldandım çıkarken…. Vampirlerden herhangi birisini görmedim. Motorsikletimi görmezlikten gelip , Çayırın ortasında yalnızca durdum. Şimdi benim kadar hızlı değildi. Babamı heyecanlandıracaktı –ayrıca Sam'i de. Hiç bir şansım olmadan önce Cullen'ların beni düşünecekler miydi ? Beni izliyor olabileceklerini düşünmeden soyundum , ve koşmaya başladım. Uzun adımlarımın arkasından kurda dönüştüm. Onlar bekliyorlardı. Onlar tabikide. Jacob , Jake , sekiz ses , ferahlıkla söyledi. Eve gel , alfa sesi , emretti. Sam çok kızgındı. Paul'un bir soluk aldığını hissettim. Billy ve Rachel'ı biliyordum, bana ne olmuş olduğunu duymayı bekliyorlardı.. Paul onlara iyi haberi vermek için fazla endişeliydi ; vampirlere yem olmadığım hikaye… Onlara yolda olduğumu söylemek zorunda değildim – Onlar eve hızla koşarken arkamdan bulanık olarak kaybolan ormanı görebiliyorlardı. Benim bir yanımın deli olduğunu söylemek zorunda da değildim. Hastalığın benim başımda olduğu açıktı. Bütün dehşeti gördüler – Bella'nın benekli karnı , onun yakıcı sesi . O , kuvvetli bütünlük ; Edward'ın yüzündeki yakıcı adam , Onun hastalıklı ve zayıf tenini izlemek… Onu yaralarken görmek , Rosalie , Bella'nın zayıf vücudunun üstüne çömeldi : Bella'nın yaşamı ona hiç bir şey ifade etmezdi – ve kimsenin diyecek hiç bir şeyi yoktu. Onların şoku , Sadece başımda sessiz bir bağırıştı. Sessizlik… Her hangi birisi eve varmadan önce ben evin yolunu yarılamıştım. Hepsi beni karşılamak için koşmaya başladılar. Neredeyse karanlıktı – bulutlar tamamen günbatımı kapattı. La Push'un on mil uzağında keresteciler tarafından açılan yolda karşılaştık. Yolun dışında , iki dağ arasında , kimsenin bizi göremeyeceği bir yerdi. Paul onları buldu, ekip tamamlanmıştı. Başımdaki gürültü tamamen kaostu. Herkes bağırıyordu. Sam'in tüyleri , dümdüz yapışıktı. Halkanın üstün lideri, ileri geri yürürken bir yandan da homurdanıyordu. Paul ve Jared , onun arkasında gölge gibi hareket ettiler. Kulakları kafalarının kenarlarına karşı zıt taraftaydı. Bütün halka tedirgindi , ayaklarında , ve alçak derecede patlak veren hırlamalarda… İlk önce öfkeleri tanımlanmamıştı , benimde onun içinde olduğunu düşündüm. Bende bunu önemseyenlerden olduğum için üzüldüm. Onlar beni engellemeyecek bütün emirleri verebilirlerdi. Ve sonra düşüncelerin odaklanmamış bir şekilde kargaşa halinde hareket etmeye başladı. Bu, nasıl olabilir? O, neyi ifade ediyor ? Ne olacak? Güvenli değil. Doğru değil . Tehlikeli. Doğal olmayan. Canavarımsı. İğrenç bir şey. Buna izin veremeyiz. Grup şimdi senkronize bir biçimde yürüyordu , senkronize içinde düşünüyordu ,kendi kendine ve diğerleriyle birlikte. Kimin olduğuna bakmadan bir erkek kardeşimin yanına oturdum gözlerimle ve aklımda incelemekten sersemlemiştim ,ve benim yanımda kimin olduğunu gördüm , alfa , bizi etrafında çembere aldı. Anlaşma bunu kapsamazdı. Bu herkesi tehlikeye atar. Düşüncelerimde dönerek kaybolan sesleri anlamaya çalıştım. Onların düşüncelerinin kıvrılarak yaptığı hareketlerle nereye götürdüğünü izlemeyi denedim , ama hiçbir şey ifade etmiyordu. Düşüncelerinin merkezindeki resimler – onların en kötüsü. Bella'nın çürükleri , Edward'ın yanan yüzü… Korkuyorlardı da. Ama bu konuda bir şey yapmayacaktık. Bella Swan'ı koru Bizi etkilemesine izin veremeyiz. Bizim ailelerimizin güvenliği ,ve buradaki herkesin , bir insandan daha önemlidir. Eğer onlar onu öldürmezlerse , biz zorundayız. Kabileyi koru. Ailelerimizi koru. Çok geç olmadan, onu öldürmek zorundayız. Hafızalarımdan bir tanesi, Edward'ın sözleriydi: O şey çok çabuk büyüyor.Bireysel sesleri seçmek için odaklanmaya çalıştım. Kaybedecek vaktimiz yok , diye düşündü Jared. Bunun anlamı savaş, Embry temkinliydi. En kötülerinden biri. Hazır mıyız ,Paul ısrar etti. Bizim açımızdan bir sürpriz ,diye düşündü Sam. Eğer biz onları yakalayıp ayrı ayrı bölebiliriz. Bu bizim zafer şansımızı artırır ,Diye düşündü Jared, Stratejiye şimdi başlarız. Başım ayaklarımın üstünde yavaşça yükseldi. Orda sallandığımı hissettim – çemberde bulunan kurtlar benim başımı döndürmüşlerdi. Yanımdaki kurt ayağa kalktı ve beni omzuna karşı iterek destek verdi. Bekle , diye düşündüm. Çember bir titreşim olduğu için durdu ve sonra tekrar yürümeye devam ettiler. Az zamanımız var, dedi Sam Ama – Sen ne planlıyorsun? Daha öğleden sonra anlaşmanın kırılmayacağını onlara saldırılmayacağını söylüyordun. Anlaşma hala bozulmamışken , bir saldırı planlıyorsun. Böyle bir şey bizim anlaşmamızda olan bir şey değildi, dedi Sam. Buradaki her insan tehlike altındadır. Cullen'ların ne çeşit bir varlık yarattığını yada beslediğini bilmek zorundayız – o kuvvetli hızlı büyüyen bir şey olduğunu biliyoruz. Ve o her hangi bir anlaşmaya uymak için çok genç, bizim kavga ettiğimiz yeni doğmuş vampirleri hatırla. Vahşice , Şiddetli , Sebep ve sınırlamaların ötesinde …Onun gibi birini hayal et ama Cullen'lar tarafından korunan. Bilemeyiz – Durdurmaya çalıştım. Bilemeyiz , kabul etmişti. Ve biz bu konuda bilinmeyenleri şansa bırakamayız. Biz sadece Cullen'ların varlığına izin verebiliriz. Biz kesinlikle onların bir karmaşa neden olmayacaklarına güvene biliriz . Bu … şey güvenilmez. Bizim yapabileceğimizden daha fazlasını beğenmezler. Sam , benim aklımdan Rosalie'nin yüzünü çekti , onun koruyucu bir biçimde çömelmesi, ve herkesin görmesini sağladı. Bazıları onun ne olduğunu önemsemeden kavga etmeye hazırdı. O yüksek sesle ağlayan sadece bir bebekti. Jake , arkadaş,bu büyük bir problem, Dedi Quil. Biz onu görmezlikten gelemeyiz. Sen bir şeyi göründüğünden daha büyükmüş gibi gösteriyorsun, diye tartıştım. Burada tehlikede olan sadece Bella. Onun yeniden kendi seçimiyle , dedi Sam. Ama bu sefer onun kendi seçimi hepimizi etkiler. Ben öyle düşünmüyorum. Bunu şansa bırakamayız. Bir kan içicinin bizim dünyamızı avlamasına izin veremeyiz. Sonraya bırakabiliriz ,beni hala destekleyen kurttu bu. Tabi ki de Seth'di. Ve diğerlerine göz dağı verebiliriz. Eğer kan içicilerden biride bizim tarafımıza geçerlerse, nereyi yok etmeleri planladıkları fark etmez, biz onları yok ederiz. Biz yapabildiğimiz herkesi koruruz. Bu çılgınca , dedim , bu öğleden sonra sen grubu tehlikeye sokmaktan korkuyordun. Bu öğleden sonra , ailemin riskte olduğunu bilmiyordum. Buna inanamam! Bella'yı öldürmeden , bu yaratığı nasıl öldüreceksin? Hiçbir sözcük söylenemiyordu , ama sessizlik büyük ifadelerle doluydu. Uludum. Ayrıca o bir insan! Bizim onu korumamız gerekmez mi ? O , zaten ölüyor. Diye düşündü Leah. Biz sadece süreci kısaltacağız. O, o şeyi yaptı. Ben, Seth'ten diğer tarafa sıçradım. Onun kız kardeşine doğru , dişlerimi gösterdim. Sam' in dış böğrümdeki diş kesiğini hissetmeden önce , onun sol arka bacağını yakalamak üzereydim. Arkaya doğru sürüklendim. Acı ve öfkeyle uludum. Dur! Diye Alfanın çift renkli sesi emretti. Bacaklarımın altında büküldüğünü gördüm. Birden duruşumu çektim ve ince bir iradeyle ayaklarımın üstünde durmak için çabaladım. Bana doğru bakmayı kesmişti. Sen o zalim olmayacaksın Leah. Onu yönetti. Bella'nın fedası , ağır bir bedeldir. Ve biz bütünüyle bir insanın yaşamını almak için her ne olursa olsun her şeye karşı olduğumuzu biliyoruz. Bir istisna için bunu yapmak , umutsuz bir şeydir. Bu gece yapacağımız şey için yas tutacağız. Bu gece ? Seth tekrarladı , sarsıldı. Sam – bu konu hakkında biraz daha konuşmalıyız. Büyüklere danış , en azından. Bunun bizim için ciddi ifadesini bilemezsin—- biz şimdi Cullen'lara tolerans gösteremeyiz. Tartışma hiçbir zaman yok. Ne söylüyorsan yapacaksın , Seth. Seth ön dizleri üstüne katlandı , onun başı , alfanın emrinin ağırlığının altında ileriye doğru düştü. Sam , ikimizin etrafında bir çemberde yürüdü. Bunun için gruba ihtiyacımız var. Jacob, sen bizim en kuvvetli dövüşçümüzsün. Bu gece bizimle savaşacaksın. Bunun senin için zor olduğunu anlayabilirim , bundan dolayı sen onların dövüşçülerine konsantre olacaksın – Emmett ve Jasper Cullen'ler. Sen karşılaşmak zorunda değilsin … diğer grupla.Quil ve Embry , senle birlikte kavga edecekler. Dizlerim titredi ;Alfa'nın sesi kırbaçlarken , Kendimi dik bir şekilde tutmaya çalıştım. Paul , Jared ve ben , Edward ve Rosalie'yi alacağız. Jacob'un getirdiği bilgilere göre , onlardan biri Bella'yı koruyor olacaktır , Carlisle ve Alice yakınlarda olacaklardır , Esme'nin de olabileceğini düşündüm. Brady , Seth ve Leah onlara konsantre olacaklar. Kim güvenli bir sınıra erişirse- o içinden bella'nın adını geçirecek- yaratığı alacak. Bizim ilk önceliğimiz yaratığı yok etmek olacak. Grup, sihirli anlaşmayla kükredi. Gerilimin etkisiyle herkes sonda kürküyle duruyordu. Yürüyüş daha çabuktu, toprağı yırtıyor olan ayak parmağı tırnakları hafif tuzlu zemine karşı gelen pençelerin sesi hilebazdı. Bir tek Seth ve ben hala , açılan dişler ve düzleştirilen kulakların fırtınasının merkezindeydik. Sam'in emirlerinin altında eğilmekten , Sam'in burnu neredeyse , yere dokunuyordu. Ben sadakatsizlikle gelen acısını hissettim. Onun için bu bir ihanetti – Birlik olan bir günde , Edward Cullen'in yanında kavga etmişti, Seth'in gerçek bir vampir arkadaşı olmuştu. Ama yinede onda hiçbir direnç yoktu. O ona ne derse uyacaktı, başka diğer bir seçeneği yoktu. Ben hangi seçeneğe sahiptim ? Alfa konuştu ve grup onu takip etti. Sam daha önce asla onun otoritesini uzağa itmemişti ; Ben , dürüstçe, Bir köle gibi ustasının ayağında olması gibi diz çöküyor olan Seth'i öyle görmekten nefret ettiğini biliyordum. Eğer o hiçbir seçeneği olmadığına inanmasaydı , bu onu zorlamayacaktı. Birbirimize aklımızla bağlandığımız zamanlarda , o bize yalan söyleyemezdi. O gerçekten Bella ve taşıdığı canavarı yok etmesi gerektiğinin vazifesi olduğuna ve israf etmesi için hiçbir zamanımız olmadığına inandı, o bunun için ölmesi gerektiğinin yeterli olmasına inandı. Edward'ın kendisinin bizi orada karşılayacağını biliyordum ; Edward'ın Sam'in düşüncelerindeki tehdidi okuyabilmesi için yeteneği vardı. Sam başka birinin tehlikeyi almasına izin vermeyecekti. Sam ikinci en büyük rakip olan Jasper'ı gördü ; gruptakilerin içinden dövüşü kazanma şansı en yüksek olan bendim. Bu yüzden onu bana verdi. Daha genç kurtlar ve Leah için en kolay hedefleri verdi. Küçük Alice, onun gelecek görüşü olmadan hiçbiri için tehlike ifade etmiyordu. Ve bizim birlik olduğumuz zamandan Esme'nin bir dövüşçü olmadığını biliyorduk. Carlisle en çok meydan okuyanları olacaktı ; ama onun şiddete olan nefreti onu engelleyecektir. Sam'in planlarını izlerken kendimi Seth'den daha daha çok kötü hissettim. Bütün ayrıntıları çalışmakla, gruptakilere hayatta kalmanın en iyi şansını verecekti. İçimdeki her şey dışarı çıkmıştı. Bu öğleden sonra, onlara saldırmak için bir parça sabırsızlanıyordum. Ama Seth haklı çıkmıştı – bu, hazır olduğum bir kavga değildi. O nefretle kendimi kör etmiştim. Bütün olanlara dikkatlice bakmak için kendime izin vermiyordum, çünkü bakarsam ne göreceğimi biliyordum. Carlisle Cullen. Gözlerimi kaplayan bir nefret olmadan , onu bir katil gibi öldürmeyi inkar edemedim.. o iyiydi. Bizim koruduğumuz insanlar kadar iyi. Belki daha fazla iyiydi. desteklediğim diğerleri de,onlar için bu kadar güçlü hissetmiyordum. onları, O kadar da iyi bilmiyordum. Kendi hayatını kurtarmak bile olsa savunmaktan nefret edecek kişi, Carlisle'ydi. Bu yüzden onu öldürebilirdik – çünkü bizim , düşmanlarının , ölmesini istemezdi. Bu yanlıştı. Bu adil değildi. Çünkü Bella'yı öldürmek kendimi öldürmemi anımsatıyordu, intihar gibi. Beraber yapacağız, Jacob, Sam emretti. Kabile beraberdir. Bugün kötü günümdeyim , Sam. Senin sebeplerinden sonra, şimdi bitirmek için bir görevimiz var. Kendimi destekledim. Hayır. Sam hırladı. Önümde yürümeyi durdurdu. Gözlerime dik dik baktı ve derin bir homurtu dişlerinin arasından kaydı. Evet, Alfa emretti , onun otoritesinin sıcaklığıyla kabaran çift sesi , Bu gece hiçbir mazeret yok. Jacob, sen bizle beraber Cullen'larla kavga edeceksin. Sen , Quil ve Embry'le beraber, Jasper ve Emmett'in icabına bakacaksınız. Sen kabileyi korumak için mecbursun , bu senin var olma sebebindir. Bunu yapmakla yükümlüsün. Omuzlarım ,fermanın beni ezmesiyle eğildi. Bacaklarım çöktü ve ben onun(Sam) altındaydım. Grubun hiçbir üyesi , Alfayı reddedemezdi…
|
||
|
|
|
| CaPoNe Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: |
aysegul (18.11.2009)
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| breaking, dawn, full, kitabı, türkçe, vakti, Şafak |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Midnight Sun - Gece Yarısı Güneşi Kitabı Türkçe Özeti ( İlk 12 bölüm ) | CaPoNe | Kitapların Dünyası / E-book | 107 | 29.07.2010 14:07 |
| New Bridge To Success 9th Grade Teacher's Book, 9. Sınıf Öğretmen Kitabı Full İndirr | CaPoNe | İngillizce Dersi | 131 | 03.06.2010 18:52 |
| New Moon - Yeni Ay Kitabı Türkçe Özeti ( Full ) | CaPoNe | Kitapların Dünyası / E-book | 16 | 11.05.2010 09:59 |
| 10.Sınıf Coğrafya Kitabı Tüm Cevapları Full | CaPoNe | Coğrafya | 5 | 26.10.2009 01:18 |
| 8. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Pdf Halinde | CaPoNe | Edebiyat-Türkçe | 0 | 02.10.2009 12:28 |
| Sitemizde Yenimisiniz ? | Yardım Konuları |
| Tavsiye Ettiğimiz Siteler |
| ipotek Forum Web Kutlu Havuz |